sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Mayıs 2016 Salı

Bugün umudun adı Berfin oldu :)

Güzel kuzumuz Berfin için seslendim,bir el de siz uzatın dedim,güzel yüreklerinizden güzel dilekler niyetler ulaştırın dedim...Ne mutlu ki,ses veren de,dua eden de dileklerini ulaştıran da çok oldu ve bu güzel haberi sizlerle paylaşmak da bana borç oldu.

İlik bulundu Berfine,Türkök den tam uyumlu bir donör bulundu...Berfin için dualarımıza,nice Berfinler için de farkındalık yaratmaya devam ediyoruz... Berfin için tek yürek...

Bıkmadan,usanmadan anlatın çevrenize bu hastalığın bilinen tek çaresi bu,çaresizlere çare olmak için tek yapmak gereken de donör olmak için gönüllü olmak ve gidip 10 ml kan örneği vermek...Nice Berfinlerden nice güzel haberler alalım inşallah Tek Yürek Olmak Zor Değil...

Size de olur mu?
Bendeki de soru yani,elbette oluyordur,hepimiz birbirimizin aynısıyız,aynasıyız neticede... Ben çok yaşıyorum belki de kendini ve kalbini çok dinleyenlerden olduğum için daha çok yaşıyorum sanıyorum
Bazen bir mesele hayatımın gündemine yerleşiyor ya,daha baştan ya içime güzel şeyler doğuyor ya da o mesele ile mümkün olduğunca yüzleşmeyeyim istiyorum.Bu mesele de hayatımızın gündeminde oldu ilk öğrendiğimiz andan itibaren...Eski dostlarla daha sık konuşur olduk,ne yapabiliriz diye blogger dostlarla haberleştik,herkesden fikir aldık,dua istedik.Ama bu aşamaları kaydederken hiç ama hiç kötü bir his doğmadı içime hep iyi sonuçlanacağına inanmak gerektiğini düşünmem bi yana içimde hep kelebekler uçuştu,hep bir gün birlikte sevinip coşacağımızı yürekten hissettim.Rabbim hep bu hislerle beslesin gönlümüzü inşallah...

Berfinimizin sağlığına kavuştuğu gün de yazacağım,birlikte sevinip,birlikte güleceğiz inşallah...
Bütün çağrılarıma hevesle,heyecanla ilgi gösteren tüm güzel insanların yüreklerinden öperim,dilerim olmasın ama gün gelip uzatılacak bir ele,bir gülümsemeye,başka dillerden dökülecek bir duaya ihtiyacınız olduğunda bu güzel niyetiniz sizleri bulsun...

Sağlık ola...

22 Nisan 2016 Cuma

Tek yürek olmak zor değil...

Merhaba dostlar...Biliyorsunuz ki geçmişte de birçok hasta kardeşimiz ve arkadaşımız için bu kampanyanın mümkün olduğunca duyulması için mücadele ettik.Şimdi de dostlarımızın kızı , güzel kuzumuz Berfin imiz bize bu mücadelenin devam etmesi gerektiğini hatırlatıyor.Berfinimize lösemi aml m7 teşhisi kondu,tedavisi devam ediyor fakat ilk kürde hedeflenen yüzdeliğe ulaşılamamış.Velhasıl ilik naklinede uzanabilme ihtimali var gibi görünüyor tedavi yolunun.3 kemoterapi daha var, bugün yeni küre başladı.Şimdi ailenin hepimizden istediği tek birşey var: ilik donörü olmanız...



Duyanlar duymayanlara duyursun lütfen...İlik donörü bağışçıcı olarak , Berfin e yada onun nezdinde bu mücadelede umut bekleyen bir insana sağlığını bağışlamış olabilirsiniz,Türk Kızılayı gönüllü bağışçılardan sadece 3 minik tüp ile toplam 10-20 ml kan alacaktır

gerekli bilgileri almak için aşağıdaki adreslerden ve 168 Kızılay Çağrı Merkezinden destek alıp yararlanabilirsiniz

Türk Kızılayı Türkök Kök Hücre


Türk Kızılayı Kök Hücre Bağışı


Kök Hücre Bağışı Noktaları (İstanbul-Avrupa Yakasında ikamet eden ve ilgilenen arkadaşlar için dip not : Çapa daki Kızılay Kan Bağış merkezi hafta içi 08:00-24:00 , cumartesi-pazar 09:00-23:00 saatleri arasında açık,iş vs.sorumluluklarından dolayı gündüz gidemeyecek gönüllüler akşam yada hafta sonuda örnek vermeye gidebilirler :) Tel: 0212 5346973-74 )

Bizler umudunu hep yüksek tutmuş bir milletin evlatlarıyız ama sadece umud etmenin yeterli olmadığını ateşler ocaklarımıza düşmeden pek de anlamamış olduğumuz tarih tekerrürlerinde açıkça ortadadır.Son yıllarda dilimize pelesenk olmuş,sohbetlerde muhabbetlerde dilimizden düşürmediğimiz bir kelimemiz var ya hani "empati" ... Elbet ki her kavram gibi uygulaması dilden çıkışı kadar kolay değil ama eminim ki o durumu yaşayanın hissetmesinden kolaydır hissettiğini anlamaya çalışmak...Kendimizi onların yerine koyalım gibi klişe cümlelere elbette sığınmayacağım,evlerden ırak :( Ama manidar bir durumu da sizinle paylaşmak isterim Berfin in ailesi son birkaç yıldır lösemi hastası çocukların , gönüllü olarak mücadelelerine katkıda bulunuyorlardı.Süreci iyi biliyor olmaları avantaj mı dezavantaj mı oldu hala emin değilim ama emin olduğum birşey var ki bazen bazı insanlık görevlerini yerine getirmemiz için ne başımıza gelmesi ne de evrenden hatırlatmalara maruz kalmamız gerekmiyor ama ertelemek en sevdiğimiz uygulama,birgün okuruz,birgün araştırırız,birgün gider bi bakarız...O birgün bu birkaç gün içinde olsun lütfen,böyle olmasını dileyen o kadar çok aile var ki...

Tam burada sanal alemde birkaç kez karşıma çıkmış bir hikayeyi sizinle paylaşmak istiyorum.Doğruluğunu teyid edememekle birlikte anlam olarak kıymet verdiğim için paylaşmakta beis görmüyorum 
 "Dr. İşân Hüseyni , Pakistanlı idi.Yaptığı büyük hizmetlerden dolayı ödül almak için uluslararası bir konferansa gidiyordu. Uçağa bindi..
Ancak havada bir arıza olmuş ve yıldırım çarpması sonucu uçak en yakın havaalanına inmek zorunda kalmıştı.
Bir sonraki uçak 16 saat sonra kalkacaktı. Sinirlendi ve o toplantıya muhakkak yetişmem lazım. 16 saat bekleyemem diye sinirlenerek bağırdı.
Görevliler gideceği şehirin 6 saat uzaklıkta olduğunu ve isterse araba kiralayarak gidebileceğini söylediler.
Acele yola çıktı ama aksilik bu sefer de yolda şiddetli yağmurdan göz gözü görmez olmuş ve selden dolayı araç gidemez olmuştu.
Yol kenarında eski bir evin kapısını çalıp hızla içeri girdi.Yaşlı bir kadın içeride oturuyordu. Süratle ona telefonu verir misin telefon etmem lazım!! dediğinde kadın tebessüm ederek dedi ki : Görmüyor musun evladım ne telefonu. Burada ne telefon ne de elektrik var. Geç az dinlen ve az yemek ye çay içip dinlen. Sonra düşünürsün bu işleri.
Adam çaresiz az ısınarak yemek yedi ve çayını yudumlarken yaşlı kadın namaz kılıp uzun uzun dualar etti.
Dikkatle baktığında kadının bir beşiği salladığını ve beşikte çok küçük bir bebeğin hareketsiz durduğunu gördü.
– Kimin bu bebek anacığım? Hayırdır bu kadar uzun ağlayarak dua ettin.
– Hem annesi hem de babasından yetim olan torunumdur. Ağır hastalığı var. Bölgedeki hiçbir doktor çaresini bulamadı. Dediler ki : İşan Hüseyni adlı bir doktor var. Çaresi ondadır. Ancak çok uzakta olduğundan birkaç gündür Allaha dua ediyorum ki Allah bu bebeğin işini kolaylaştırsın.
– Doktor Hüseyni ağlayarak dedi ki : Kalk anacığım. Allah senin duanı kabul etti. Senin duan yıldırımlar çaktırıp uçağı yere indirdi.Seller akıttı ve sonunda beni size ulaştırdı.Dr. İşan Hüseyni benim. " 
Bir dileğin gerçek olmasına vesile olmanız için her zaman dağlar tepeler aşmanız gerekmez,daha yazıyı okumaya ilk başladığında yüreği coşan ve gidip örnek vermeye niyetlenen güzel yürekli insanlar;hayatta en güvendiğim felsefe şudur ki,ilk niyet en güzel niyettir,en masum en sade,en içten olanıdır, onun peşinden gidiniz

29 Mayıs 2013 Çarşamba

Doğru zaman,doğru karar veeee "Dikkat Bebek Varrrr!" :))

   Bir karar veriyorsan eğer önce o içine sinmeli derim hep ben.Sahiden de öyle zaten aksi takdir de ya olmaz ya da hoş olmaz...Yıllar var ki bir mücadele verdim durdum durmadan kaş göz kırpıp "hani yok mu bişey" diyenlere,şakayla karışık laf sokmayı marifet sayanlara,yaptım oldu diye çocuğunu reklam yapanlara,arkamı döndüğüm gibi "yazııııkkkk,yok yok kesin olmuyor bunların çocuğu" diye manidar senaryolar yazanlara karşı... Önceleri bir iki denedim "bakın şu an kendimi hazır hissetmiyorum" dedim, "yapmak değil bakmak mühim" diye kısa ve net bilimsel ve psikolojik açıklamalara giriştim ama baktım ki bu lafı anlayanlar anlamayanlardan bi hayli az sayıda kalıyor ve baktım ki ısrarla bu konu ile mücadele edenler şaka gibi insancıklar bende dedim madem öyle uy sende bunlara başladım önce şakaya çok da kafam atarsa dalgaya almaya...Dediğine,diyeceğine bin pişman olanlar olduysa da basın açıklaması yapmadılar :)Ama aralarında pes edenler ve ağzını bıçak açmayanlar da olmadı değil :)Neyse gel zaman git zaman bende karar verme olayını abartmışım sahiden :)
   Ama yine imdadıma blog sevdası yetişti.Ne zaman ki bloglarda bebelerini,çocuklarını  yazanları okusam "ahhh canım", "ayyy kuzum" , "akıllı kuzucummm" demeye başladım blogger dostların da beni "aaaa daha ne kadar bekleyeceksin" diye sıkıştırmaları aynı döneme denk geldi.Can ciğer kuzu sarması arkadaşlara kızamamak bi yana aklı başında olduğuna ve kimsenin işine karışmayacağına emin olduğum insanlar karışınca akla daha yatkın geliyormuş meğer durup bi düşünmek...Ama bana asıl duygusal darbe H...den geldi.Bi akşam "ben artık bi bebeğimiz olsun istiyorum galiba,sen ne dersin" dediğimde "ben zaten kaç yıldır istiyorum,ama mühim olan senin istemen" demesiyle sevinsem mi üzülsem mi şaşırdım. Naifdir benim eşim sırf benle ilgili değil her zaman önce karşısındakini düşünür.Önce ona uysun önce onun istediği olsun ister bana gelince bu huyu çoğu zaman aşırıya da kaçar ama pes yani be adam şu durumda da fikir beyan edilmez mi :( Çevremdekiler sorardı bana "eşin istemiyor mu" "ikinizde mi istyemiyorsunuz" falan diye bana garip gelirdi bu sorular biz oturup da sürekli evet olsun yada olmasın diye konuşmazdık ki...Üçüncü olayı ise hiç olmayacak yerde yaşadım.Rutin doktor kontrolünde,yeni bir doktoru tercih ettim ve benimle ilgili kayıt tutarken kaç yıllık evlisiniz deyince dokuz dedim gülümseyerek...Doktor dahi kaç çocuğunuz var deyince ( hoppala dedim içimden e be doktor sen de mi :) )  yok dedim ve muayene sonrasında gayet sevinçli çocuğunuz olması için bi sorun görünmüyor dedi bende gayet sakin biliyorum,bi sorun olması mı gerekiyordu ki diyerek yani sizde bu kanıdaysanız ben artık dışarda kimseye mana bulmayacağım dedim gülerek...
    Neyse gelelim asıl konumuza evet kesinlikle bi karar veriyorsanız ne ile ilgili olursa olsun önce içinize sinmeli...Evet biz beklenenden,umulandan kabul edilmiş(kime göre,neye göre bilemedim) standartlardan daha fazla beklemiş olabiliriz ama hiç pişman olmadım,olmadık.Öyle güzel geçti ki yıllarımız hatta her zaman demişimdir "istediğin zamanda olmayacak,uğraşıp duracak,doktor doktor gezeceksin" diye felaket tellallığı yapanlara;diyelim ki olmadı ne çıkar üzülür müyüm üzülürüm tabi ama arkadaş bu adamla bu yıllar nasıl keyifli,huzurlu geçtiyse bundan sonrası da elbet geçer.neyse nasibimiz göreceğiz derdim.Neyse felaket tellallarının umduğu gibi olmadı zaten rutin kontrollerime devam ettiğim için biyolojik bir sıkıntı ummuyordum ama hep diyoruz ya işte nasipten ötesi yok diye.Rabbim de bizim için doğru zaman olduğuna onay vermiş olacak ki çok beklemeden müjdemize kavuştuk :) Evet evet biz de BEBEKLENDİK :)

Ve tam da umduğum gibi psikolojik olarak da çok rahatım,çok hazırım.Tüm gelişmelere karşı sakinim,rahatım.Evhamlarım yok,paniklemiyorum.Ve o "hazır olmak da neymiş" , "kendini hazır hissetmek ne için ki" diye yorum yapanlara inat iyi ki,iyi ki diyorum...
    Artık biçok blogger dostuma sadece "ayy ne sevimli" , "neee tatllııııı" diye değilde tecrübeye dair yorumlar yazabileceğim bende :P
    Haberi aldığımız da çok deli çok çılgın tepkiler veririz sanıyordum ama gayet sukunetle karşıladık ikimizde...Yıllardır herkes bana takılırken bende anneme takılıyordum gör sen aşermeleri,bak sana neler edeceğim diye ama o da olmadı :) Çok hassasdır benim bünyem,bir rüzgar esse anında soğuk algınlığı enfeksiyonu oluşuverir,laf aramızda canım da çok tatlıdır :) Hala zaman zaman beceriksizliğim tutar da elimi yakar yada kesersem yemek yaparken ufff oldu modunda takılırım,canım orda toplanmış sanırım :) O yüzden korkuyordum bu hassas bünye bu ağır sorumluluğu nasıl taşır diye ama Allah dağına göre kar yağdırırmış ya hani yada insana bu mucizenin sabrını da verirmiş derler ya hakikatmiş.Elbette var sıkıntılarım,bulantılarım v.s. ama bir insan yeşeriyor içimde 1,5 cm ken dahi kalbi atan,4-5 cm ken bile elikolu beliren bir mucize...Yani az çok sıkıntılarını normal karşılıyor,evhama kapılmıyorum.Çok nazlı olmayı da uygun bulmuyorum aslında,bi ben değilim ya,bu mucizeyi taşıyan her kadında başlı başına bi mucize...Bu güzelliğe kavuşan herkes biraz sıkıntısını çekmiş elbet hele ki aynı anda dermanlı dermansız bir çok dertle başa çıkmaya çalışan anneler de var biliyorum.Onlar hem hastalıklarla boğuşup hem de bu sorumluluğu alırken bana sağlıklı halime şükretmekten başka ne düşer...Dediğim gibi tahminlerim gibi olmadı şimdiye kadar ki süreç,ancak yaşayanlar bilirmiş ancak yaşarken anlam verilebilirmiş şu hallere...Ve asıl yaşarken güzelmiş umutları beslemek...Gerçekten şimdiden evin neşesi haline geliyor ister istemez geleceğe dönük hayaller kurarken buluyorum kendimizi:) 

    Herkesin umutlarını besleyebilmesini ve hayallerini süslemesini istiyorum canı gönülden.
    İşte tam da bu yüzden dilime pelesenk ettiğim iki duam var...Rabbim dileyen herkese hayırla ve hayırlısıyla bu güzelliği nasip etsin ve umarım benim ve tüm anne adaylarınında hayırla ve hayırlısıyla,sağlıkla bu yolculuğu tamamlamasını nasip etsin...
   Müjdeyi sizlerle biraz geç de olsa :) tüm samimi hislerimle paylaşmış oldum :P  İlerleyen günlerde bu sürecin getirdiklerini de keyifle paylaşmayı umuyorum...

2 Nisan 2013 Salı

2 NİSAN DÜNYA OTİZM FARKINDALIK GÜNÜ...


OTİZM NEDİR?
Çocuğunuzda aynı yaştaki diğer çocukların davranışlarından farklı davranışlar 

gözlüyorsanız kaygılanabilirsiniz. Bu davranışların otizm belirtisi olabileceğini 

düşünüyorsanız otizmin ne olduğunu, sizi ve ailenizi ne şekilde etkileyeceğini bilmek 


isteyebilirsiniz.
Otizm, doğuştan gelen ya da yaşamın ilk üç yılında ortaya çıkan karmaşık bir 

gelişimsel bozukluktur. Otizmin, beynin yapısını ya da işleyişini etkileyen 

bazı sinir sistemi sorunlardan kaynaklandığı sanılmaktadır.
Sizin hatanız değil!
Otizme neler yol açar? Bugün için bu soruya verilebilecek en doğru yanıt Otizme

 nelerin yol açtığı bilinmiyor yanıtı olacaktır.
Otizmin anne-babadan kalıtım yoluyla geçmiş olabileceğinden kuşkulanılmaktadır.
 Dolayısıyla, bu yönde pek çok araştırma yapılmaktadır. Ancak, henüz otizmin

 geni bulunabilmiş değildir. Otizmin çevresel faktörlerle tetiklendiği düşünülmektedir.
Otizme her çeşit toplumda, ırkta ve ailede rastlanmaktadır. Dolayısıyla, bu özelliklerin
 hiç birinin otizmle ilişkili olmadığı kabuledilmektedir. Öyleyse, otizmin çocuk 

yetiştirme özellikleriyle ya da ailenin ekonomik koşullarıyla ilişkisi yoktur.
Yalnız değilsiniz!
Otizm, günümüzde rastlanan en yaygın nörolojik bozukluktur ve Hastalıkları Kontrol 
Etme ve Önleme Merkezi (Centers for Disease Control Prevention)'nin 2012 verilerine 
göre 88'de 1 görülme sıklığı vardır. Bu yaygınlık bilgileri Birleşik Devletler kaynaklı 
iken, ülkemizde otistik bozukluğun yaygınlığına ilişkin henüz yeterli bilimsel veri 
bulunmamaktadır. Otistik bozukluğun tüm ırklarda, etnik gruplarda ya da sosyal 
statüsü farklı gruplarda görülebileceği, ailenin gelir durumu, yaşam biçimi ve eğitim 
düzeyi ile otistik bozukluk arasında bir bağ olmadığı vurgulanmaktadır. Cinsiyetle 
ilişkili olarak alanyazında farklı görülme sıklığı bilgileri bulunmasına rağmen, ortak 

görüş, erkeklerde kızlardan daha fazla görüldüğüdür
Otizm tanısı alan çocukların çoğunda değişik derecelerde öğrenme güçlüğü ve zeka 

geriliği de görülebilir.
Otizm, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de son yıllarda adı çok sık duyulan bir
 özel eğitim kategorisidir. Otizm terimi, zaman içinde yerini, otizm spektrum 
bozuklukları (ASD - autism spectrum disorders) terimine bırakmıştır. Otizm spektrum
 bozuklukları, yaygın gelişimsel bozukluklarla (pervasive developmental disorders - PDD) 
eşanlamlı olup, ileri düzeyde ve karmaşık bir gelişimsel yetersizlik anlamında kullanılmaktadır.
 Otizm ise, bu şemsiye altında yer alan kategorilerden yalnızca biridir. Otizm spektrum 

bozukluğu kavramı ile ilişkili belli başlı olgular şöyle sıralanabilir;

  • Otizm spektrum bozukluğunun nörolojik nedenlerden kaynaklandığı sanılmaktadır. Otizm spektrum bozukluğu tanılı bireylerin önemli bir bölümünde (yaklaşık %35), beyindeki anormal elektrik hareketlerine bağlı olarak; nöbet, istemsiz hareketler, bilinç yitimi vb. nörolojik sorunlar da görülebilir.
  • Otizm spektrum bozukluğu bir ruh hastalığı değildir; ancak, belirtileri bazı ruh hastalıklarını çağrıştırabilir.
  • Yapılan bilimsel araştırmalar, otizm spektrum bozukluğunun çocuk yetiştirme özellikleriyle ya da ailenin sosyo-ekonomik özellikleriyle ilişkisi olmadığını göstermiştir.
  • Otizm spektrum bozukluğunun kalıtsal olabileceği yönünde bulgular vardır; ancak, buna yol açan gen ya da genler henüz bulunmuş değildir.
  • Önceki yıllarda otizm spektrum bozukluğunun görülme oranının 500'de bir olduğu kabul edilirken, son verilere göre, otizm spektrum bozukluğunun yaklaşık her 88 çocuktan birini etkilediği düşünülmektedir. Ayrıca, erkeklerdeki yaygınlığı kızlardan dört kat fazladır.
  • Sanıldığının aksine, otizm spektrum bozukluğu tanılı bireylerin çoğunda, farklı düzeylerde zeka geriliği görülür. Ayrıca, zeka testlerinde, belli alanlar, diğer alanlara kıyasla çok daha geri çıkabilir.
  • Otizm spektrum bozukluğu tanılı bireylerin pek azında (yaklaşık %10), çok güçlü bellek, müzik yeteneği vb. üstün özelliklere rastlanır.


Amerikan Psikiyatri Birliği'nin 2000 yılında yayımladığı kılavuza göre (DSM-IV-TR), otizm spektrum bozukluğu kapsamında beş ayrı kategori yer almaktadır:

  • Otizm (Otistik bozukluk)
  • Asperger sendromu
  • Atipik otizm (Başka türlü adlandırılamayan otistik/yaygın gelişimsel bozukluk)
  • Çocukluk dezentegratif bozukluğu
  • Rett sendromu




                       OTİZMİN BELİRTİLERİ ?


Otizmin belirtileri nelerdir?
Otizm, üç alanda sorunlarla kendini gösterir. Bu alanlar ve bu alanların 
her birinde 

gözlenebilecek belirtiler aşağıda yer almaktadır.

A. Sosyal İlişkilerde Güçlük
1. Başkalarıyla göz teması kurmakta zorlanmak
2. Arkadaşlık ilişkileri geliştirememek
3. Pek çok şeyi başkalarıyla birlikte değil de kendi başına yapmayı 

yeğlemek
4. Çevredeki kişilerin yaptıklarıyla ilgilenmemek; onlar kendisiyle

 ilgilendiğinde ise
kayıtsız kalmak

B. İletişim Zorlukları
1. Dil ve konuşma gelişiminde akranlarının gerisinde olmak ya da hiç 

konuşmamak
2. Başkalarıyla sohbet başlatmada ve sürdürmede zorlanmak
3. Bazı sözleri tekrar tekrar ve ilişkisiz zamanlarda söylemek
4. Çevresinde bulunan aynı yaşlardaki çocukların oynadığı oyunlara
 ilgi göstermemek


C. İlgi ve Davranış Takıntıları
1. Bazı sıra dışı konulara karşı aşırı ilgi duymak; örneğin, asansörlerin 

nasıl çalıştığı
2. Günlük yaşamdaki düzen değişikliklerine katlanamamak; örneğin, 
eşyaların yerinin 

değişmesi
3. Sıra dışı beden hareketleri yapmak; örneğin, sallanmak ya da 

çırpınmak
4. Bazı nesnelerle sıra dışı hareketler yapmak; örneğin, nesneleri 
döndürmek ya da 

sıraya dizmek.
Amerikan Psikiyatri Birliği, otizm spektrum bozukluğu içinde yer 
alan otizm 
tanısı için, çocuğun yukarıda sıralanan 12 belirtiden en az altısına 
sahip olmasını 
ve bu belirtilerden en az ikisinin sosyal etkileşim sorunları kategorisinden,
 en az
 birer tanesinin ise diğer iki kategoriden (iletişim sorunları ve sınırlı/yinelenen
 ilgi ve davranışlar) gelmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Ayrıca, bu belirtilerden

 en az birinin 36 aydan önce varlığı da aranmaktadır.
Otizm spektrum bozukluğu şemsiyesi altında yer alan diğer kategoriler için
 daha farklı ölçütler söz konusudur. Örneğin, Asperger sendromu tanısı için,
 iletişim sorunları alanında herhangi bir belirti görülmemesi gerekmektedir.

destek için tık tık...



10 Eylül 2012 Pazartesi

En çok neyi unutuyoruz ???

   En çok neyi unutuyoruz ???
   Elbette sağlık için şükretmeyi...Sahiden sağlığını az da olsa yitirmeden ne sağlık için dua ne de sağlık için şükretmek pek gelmiyor akla :(
    Halbuki hepimiz biliyoruz ki;en kıymetli hazinemiz o.Ne para pul,ne mevkii,ne torpiller,ne şık kartvizitler ne de afilli kredi kartları hiçbir işe yaramıyor o söz konusu olduğunda...
Ben akşamları uyumadan önce sıklıkla yani yorgunluktan sızmadığım her vakit :) güzelce dua ve şükrederim o günün sağlıkla ve afiyetle tamamlanmış olmasına ama benim içinde durum aynı tabi ki özellikle sağlık sorunu yaşarsam en basit bir soğuk algınlığı dahi beni benden alır ve o muhteşem afiyetten yoksun bırakırsa daha bir anlarım kıymetini...
    Hani dedim ya para pul bile işe yaramaz diye;diyenler çıkacaktır,paran olmasa doktor da yok ilaç da diye.Tamam onda hem fikiriz ama doktor doktor gezsen de kutu kutu ilaçları içsen de o ilaç kutularıyla birlikte satın alınamıyor sağlık :((Geçtiğimiz hafta hala kırıntılarını barındırdığım bir soğuk algınlığı tıbbi adıyla üst solunum yolu enfeksiyonu atlattım.İlaç sevmeyi hiç sevmeyen ben eğer bir peri çıkıp da şu kutuların hepsini iç iyi olacaksın dese kanacak ve hemencecik yutacak kadar tiksindim hastalık halinden :(   
     Atalarımızdan kalma nadide bir lafımız vardır ya "ağrın nerde ise canın da oradadır" demişler zamanında ve ne de doğru söylemişler.Hani hep rastlarız ya ayağı kırılan der ki üstüne basmak önemli el bile olsa daha iyi...eli kırılan der ki her iş elle yapılıyor ayak olsa bari sekersin...ama işin aslı öyle değil işte.Her uzuv birbirinden kıymetli birbirinden yegane...Can sağlığı mühim olan elbette ama ayak önemli,el önemli...Her uzvun önemli ama gel gör ki ben bu sefer öyle bir tecrübe ettim ki şükür halini...Halimden size de ibretlik çıkarmak farz oldu.

     Herşey büyük nimetmiş ama hele ki ısırmak,çiğnemek,yutmak ne de büyük nimetlermiş meğer...Belki tüm organların,tüm sağlıklı hallerin için şükret dense bana,sayarım sayarım da bırakın ısırmanın çiğnemenin aklıma gelmesini belki o mucizevi dişler bile ya gelmez ya en son gelir aklıma...boğazdaki enfeksiyon fazlasıyla ateş yaptı ve tabi ki o halimi ancak antibiyotikler pakladı.Beraberinde dişetlerim komple şişti ve değil yemek yemek su içmek bile işkence haline geldi.Bunun sebebi yüksek ateşte olabilirmiş,antibiyotiklerin yan etkisi de :((Ama ben çokça şükrettim ısırmak,çiğnemek,yutmak ne de büyük nimetmiş diye iyice özümsedim.Aile dostumuz ve diş doktorumuzun önerdiği gargara derdime derman oldu sayılır ama şişlinlik azalmış olsa da sızısı devam ettiğinden halen sadece çorba ile beslenebiliyorum...ve kendimden geçtim yine,sürekli yatması gereken,sürekli sıvı ile beslenmesi gereken insanları düşünüyor ve onlar için dua ediyorum.
     Son söz belli RABBİM DERMANSIZ DERT VERMESİN...HASTA OLANA ŞİFA,HASTASI OLANA SABIR NASİP EYLESİN İNŞALLAH...

24 Mart 2012 Cumartesi

ne çok şey biriktirmişim içimde size yazacak :)

mailler ve mesajlarla gelen neredesin,niye yazmıyorsun yorumlarına canı gönülden katılıyorum ama öyle küçük aralar yakaladım ki blog alemine vakit ayırabilmek için,o zaman zarfında da blogger dostlarımı okuyup bir iki kelam etmeyi daha yakışır buldum.mesafelere aldırmayan bir dostluğumuz var şükür ki,mailler telefona düşünce acil bir ilgi ile ilk bakılanlar işle ilgili olanlar,sonra ise blog güncellemeleri:)yorum yazmaya vakit olmasa bile,hızla olsa bile ne haldesiniz diye merak ediyor ve okuyorum hemencecik...bazen kısa sohbetler içinde sizden bahseder buluyorum kendimi.başkalaları ile konuşurken bile acınıza,sevincinize ortak olduğumu hissediyorum ta derinden...arkadaşımın babası hasta,arkadaşımın oğlu okulda şöyle yapmış,arkadaşımın iki çocuğu birden aynı anda hasta olmuş,arkadaşım babasını kaybetmiş,arakadaşım taşınacakmış,arakadaşımın ayağı kırılmış diye öyle içli anlatıyorum ki demekki (yakın arkadaşlarım birbirini tanır,bilir yada karşılaşmıştır en azından benim vasıtamla) hangi arkadaşın diye soruyorlar hemen.blogger arkadaşım deyip bahsetmeye başlayınca itiraf etmek gerekirse biraz manasız baktıklarını farkediyorum ama bu deneyimlerle şunu anladım ki...bu alemin tadını içinde olanlar alıyor hakikaten.çünkü şükürler olsun ki birçok arkadaşa hatta dosta sahip olsam da burdaki dostluklarım da bana enerji veriyor,güç veriyor ve en önemlisi hayata karşı kırgınlıklarımı gideriyor.kilometrelerce uzaktan birbirine sıcak ve samimi bir dostluk sunan insanlar üzerimdeki tüm karamsarlığı alıp götürüyor.hala iyi insanlar,hala dostluk var,hala çıkarsız birbirini düşünen ve iyi dilekler sunanlar var diyor derin bir nefes alıyorum şükür baabında:)iyi ki varsınız diyeceğim söz öbekleri buraya varmışken.yazacaklarım bunlar değildi ama yazamadığım zaman zarfında bana gösterdiğiniz ilgiyi anımsayınca dizildi cümleler bu şekilde:)

   son iki ayı çok yorgun ama çok yoğun duygularla geçirdik.annem sağlığına kendi yöntemleri ile dikkat eden,şükür ki doktora ciddi gereksinimi hiç olmamış her daim dinç bir hatundur.rutin bir kontrol vesilesi ile safra kesesinde bol miktarda:) taş olduğunu öğrendi.bizler kadar doktorlarıda şaşırtmayı başardı.çünkü şimdiye kadar bu rahatsızlık sebebi ile olması gereken rahatsızlıkları şükür ki yaşamamıştı.birkaç doktorla daha görüştükten sonra acilen aldırdı safkesesini.ve hiç yorulmayan,susamayan,acıkmayan,uykusu gelmeyen,hasta olmayan annem sonunda bir göktaşı vasıtası ile dünyaya düşmediğini,normal bir insan olduğunu kanıtlamış oldu bize:))

...ve şubat başında okul arkadaşımı kaybettik.ani ve beklenmeyen bir haberdi:(5 şubat pazar günü eşimin telefonu çaldı.kimin aradığını gösterince gülümseyerek baktık birbirimize.bir süredir rahatsızdı görüşmelerimizi kronik kansızlık ve halsizlik yaşadığını belirten ifadelerle erteliyordu.bizi kabul etmiyor kendi de ilk fırsatta bize geleceklerinden bahsediyordu.o günün bugün olduğunu sandık ama aldığımız haberle yaşadığım şaşkınlığı günlerce atamadım üzerimden.naif bir insan geldi ve geçti hayatımızdan:( o kadar ki lösemi olduğunu öğrenmesine rağmen kimseyi üzmek istememiş ve hepimizden saklamış.daha çok üzüldüğümüz bir hakikat ama o narin bedende aynı zamanda narin bir kalp taşıdığını biliyor ve bu yükü eşiyle yalnız taşımaya nasıl cesaret ettiğine şaşıyorum.kendide,eşi de okul arkadaşımdı.öyle bir hal aldı ki beni;gidenin gidişine mi kalanın haline mi daha çok yanacağımı şaşırdım.Allah rahmet eylesin...onu tanımış olduğum için mutluyum.insanların duygularını ve nefsini törpülemesi gerektiğini ve bunun zor olmadığını yaşantısı ile belirten nadir insanlardandı.oralarda huzurlu olacağını umuyorum.çok temiz,naif ve hassas bir dostu yitirdik:(kalan dostlar sağolsun...bu vesile ile o tarifsiz acının yanında birlikteliğimizin güzelliğini gördük yine.acılı günde tek yürek olan şehirler arası mesafelere bile aldırmadan toplanıp gelen dostlarımızla gurur duydum.birkez daha hepimizin başı sağolsun:(

5 Aralık 2011 Pazartesi

Muharrem Ayı ve Aşure Günü

bugün beklenen gün...Peygamber efendimizin Ramazandan sonra orucu ve tüm amelleri en hayırlıdır dediği gün mübarek Muharrem ayının 10.günü.nam ı değer;aşure günü.bugün öyle bir gün ki bütün dinler ve mezhepler tarafından tartışmasız önemi kabul edilmiştir.semanın kapılarının açıldığına inanıyoruz çünkü bugün Allah öyle yakarışlara cevap vermiştir ki,birçoğu mucizeleri olarak hafızamıza kazınmıştır.
bknz:
http://www.islamiyet.gen.tr/mubarek_gun_ve_geceler/muharrem_ayi_ve_asure_gunu.php

dileyelim,bütün bi içtenlikle Rabbimizden hep birlikte hakkımızda hayırlısını dileyelim...beklemeyen birini ufacık bişeyle sevindirelim.o da mümkün olmuyorsa bugün beklemeyen birini,ihmal ettiğimiz bir yakınımızı arayalım.Allah ın selamıyla sevabına nail olalım,içimizi kaplayacak huzurda az buz olmaz hani...

dualarınız O ndan yana,O na yakın olsun...hakkınızda hayırlı olan tüm dilekleriniz inşallah kabul olsun...

not:bugünün bereketine öyle inanılır ki,ayrıca aşure günüde olma sebebi ile (aşure en az on çeşitle yapılır,aşure nin ilk nasıl yapıldığını bilahare konuşuruz) eve on çeşit erzak almanın bereketi arttıracağına inanılır.gücünüzün yettiğince mutfağınızdaki eksiklerinize göre nasıl olsa bugün olmasa yarın,öbürgün alacağınız alışveriş listenizi bugüne denk getirip bereketten nasibinizi alın derim...

17 Mayıs 2011 Salı

Büyümemiş hala yüreğim...

   Küçüktüm hatırlamadığım kadar küçük...Kayıp nedir öğrenmiştim.Önce minik nesnelerdi kayıplarım...Bugün gibi o gün de önemsizdiler...Ama sonra birgün gittiğimizde göremeyip sorunca dedemin beslediği kedinin kaybolduğunu söylediler...Sonra bir daha ki gidişimizde yine o şirin evin tahta merdivenlerinde bakınıyordu bize Duman...Demek ki oyuncaklar,kalemler,kağıtlar kaybolunca yol bulup dönemiyordu da,kediler kaybolursa dönüyordu geriye...Sonra birgün dedem,dedeciğim,babamın babası;kayboldu.Herkes üzgün herkes bitkindi.Ah şu büyükler bilmiyorlardı ki,dedem yolu bulup dönebilirdi ki...Bana göre kaybolmak,kayıp olmak yolu bulamamaktı.Değil miydi?Onlar üzüldükçe ben onlara acıyarak bakıyordum ama bir yandan da benim çözdüğüm bu önemli ayrıntıyı kimseyle paylaşmak niyetinde değildim.Dedem döndüğünde ona anlatmalıydım,o da beni yanına sedire oturtup hepsine siz nasıl bilemediniz döneceğimi demeliydi.Demedi çünkü dedem dönmedi.Annemin anlattığı dönemeyeceği yeriyse ben hiç sevmedim.Başka kaybolanlar oraya başka gidenlerde oldu.Hiçbiri dönmedi,herşeye alıştığımız gibi buna da alıştık galiba.Bazen gidenler dönmeyecekti.Alıştım gidenlerin dönmeyişine ama gittikçe daha az hatırlamak hep acı verdi bana.Hafızamı her seferinde daha çok zorlamam gerektiğini anladığımda bu gidişin erken bir gidiş olduğunu anlamıştım...Azda hatırlasam benim dedem herkesin hatırladığı kadar büyüktü,çok büyüktü koca bir çınardı.Her sözü hatırlanır,her yaptığı olay olan bir adamdı anlatılan.Ondan öncesi ve ondan sonrası vardı her daim hayatımızda.Yıllar boyu onunla ilgili hatıralarını dinledim herkesin ve o gidene kadar büyümediğime hatıralar sıralayamadığıma hayıflandım durdum.Ama beni çok sevdiğine hep inandım bende çok sevdim onu.O beni seviyormuş diye değil ama anlam vermeye çalışmadan sevdim.Tıpkı diğer sevdiklerimiz gibi anlam gerektirmeden...
    Büyüdük zamanla,yüreğimizde büyüdü ruhumuzla...Herşeye göğüs gerer,herşeyi anlar olduk.Gitmenin doğmak kadar,gelmek kadar doğal olduğunu öğrendik ama yine de sevmedim gidişleri...Gidenlerin haberinin çoğalması artık daha çok insan tanıyışımdan mıydı yoksa ben yol alırken herkesin yol alıyor olmasından mı işte onu bilemedim ama bugün ruhun büyüsede yüreğin ne kadar genişlesede,gidilen yere niye gidilir bilsende anlasanda kaybetmenin,kayıppp etmenin acısının değişmediğini biliyorum.Küçük bir çocukken bence o dönecek ve herkes görecek işte diye huzurla yatabilmenin özlemini çekiyorum.Annemin babasıda,son çınarımda bizi bırakıp gitti sözüm ona ani değildi gidişi,sözüm ona alıştırmıştım ben kendimi.Yatmak ona göre değildi ya İstanbul sevdalısı bir adam nasıl gezmez,dolaşmaz,deniz havasını solumaz,esnafla iki lafın belini kırmazda yatardı.Bencil olmak yakışmazdı bize onun halini de düşünmek gerekti.Onun için hayırlısı neyse o olmalıydı...Günler belki aylarca bunları sıraladım kendime.Mantıklı ve metanetli olmalıydım.doğmak gibi,gelmek gibi,gitmek te vardı.Bizde gideceğiz ya eninde sonunda diyordum.Onu çok seviyor ve sadece,sadece,sadece sağlığını ve huzurunu istiyordum.Ama sadece diyormuşum, meğer hiçbirini anlamamışım söylediklerimin,yüreğime yine söz geçirememişim.Gitti,23 Nisanda gitti...Hala ben onlara gideceğim,zili çalacağım,camdan bakacak ve gülümseyecek diyor yüreğim.Aklım mı?Yüreğime bir an öyle bir serinletici su serpiliyor ki...Bırak diyor,bırak bir an öyle sansın,ne olur ki...Koca bir çınardı,gidisiyle bizim için koca bir devir kapandı.iyi bildigi İstanbul'u,eskisi ve yenisiyle İstanbul ve araba maceralarını,ağız tadını,hoş sohbetini bize miras bıraktı.Denediğim her yeni tatta,birileri eskiden İstanbul diye lafa başladığında,saclarına ak düşmemiş ihtiyar bir delikanlı gördüğümde hep yanıbaşımda olacak...
    İkisini aynı karede anımsadığımda tek hatırladığım birbirlerini sevdikleri ve değer verdikleri...Görüşmüş olmalılar biz olmadan mesken tuttukları o yerde...Kimbilir belki onlarda bizlerden bahsediyorlardır...
    Huzurla nur içinde yatın...