dostluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dostluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Mayıs 2016 Salı

Bugün umudun adı Berfin oldu :)

Güzel kuzumuz Berfin için seslendim,bir el de siz uzatın dedim,güzel yüreklerinizden güzel dilekler niyetler ulaştırın dedim...Ne mutlu ki,ses veren de,dua eden de dileklerini ulaştıran da çok oldu ve bu güzel haberi sizlerle paylaşmak da bana borç oldu.

İlik bulundu Berfine,Türkök den tam uyumlu bir donör bulundu...Berfin için dualarımıza,nice Berfinler için de farkındalık yaratmaya devam ediyoruz... Berfin için tek yürek...

Bıkmadan,usanmadan anlatın çevrenize bu hastalığın bilinen tek çaresi bu,çaresizlere çare olmak için tek yapmak gereken de donör olmak için gönüllü olmak ve gidip 10 ml kan örneği vermek...Nice Berfinlerden nice güzel haberler alalım inşallah Tek Yürek Olmak Zor Değil...

Size de olur mu?
Bendeki de soru yani,elbette oluyordur,hepimiz birbirimizin aynısıyız,aynasıyız neticede... Ben çok yaşıyorum belki de kendini ve kalbini çok dinleyenlerden olduğum için daha çok yaşıyorum sanıyorum
Bazen bir mesele hayatımın gündemine yerleşiyor ya,daha baştan ya içime güzel şeyler doğuyor ya da o mesele ile mümkün olduğunca yüzleşmeyeyim istiyorum.Bu mesele de hayatımızın gündeminde oldu ilk öğrendiğimiz andan itibaren...Eski dostlarla daha sık konuşur olduk,ne yapabiliriz diye blogger dostlarla haberleştik,herkesden fikir aldık,dua istedik.Ama bu aşamaları kaydederken hiç ama hiç kötü bir his doğmadı içime hep iyi sonuçlanacağına inanmak gerektiğini düşünmem bi yana içimde hep kelebekler uçuştu,hep bir gün birlikte sevinip coşacağımızı yürekten hissettim.Rabbim hep bu hislerle beslesin gönlümüzü inşallah...

Berfinimizin sağlığına kavuştuğu gün de yazacağım,birlikte sevinip,birlikte güleceğiz inşallah...
Bütün çağrılarıma hevesle,heyecanla ilgi gösteren tüm güzel insanların yüreklerinden öperim,dilerim olmasın ama gün gelip uzatılacak bir ele,bir gülümsemeye,başka dillerden dökülecek bir duaya ihtiyacınız olduğunda bu güzel niyetiniz sizleri bulsun...

Sağlık ola...

22 Nisan 2016 Cuma

Tek yürek olmak zor değil...

Merhaba dostlar...Biliyorsunuz ki geçmişte de birçok hasta kardeşimiz ve arkadaşımız için bu kampanyanın mümkün olduğunca duyulması için mücadele ettik.Şimdi de dostlarımızın kızı , güzel kuzumuz Berfin imiz bize bu mücadelenin devam etmesi gerektiğini hatırlatıyor.Berfinimize lösemi aml m7 teşhisi kondu,tedavisi devam ediyor fakat ilk kürde hedeflenen yüzdeliğe ulaşılamamış.Velhasıl ilik naklinede uzanabilme ihtimali var gibi görünüyor tedavi yolunun.3 kemoterapi daha var, bugün yeni küre başladı.Şimdi ailenin hepimizden istediği tek birşey var: ilik donörü olmanız...



Duyanlar duymayanlara duyursun lütfen...İlik donörü bağışçıcı olarak , Berfin e yada onun nezdinde bu mücadelede umut bekleyen bir insana sağlığını bağışlamış olabilirsiniz,Türk Kızılayı gönüllü bağışçılardan sadece 3 minik tüp ile toplam 10-20 ml kan alacaktır

gerekli bilgileri almak için aşağıdaki adreslerden ve 168 Kızılay Çağrı Merkezinden destek alıp yararlanabilirsiniz

Türk Kızılayı Türkök Kök Hücre


Türk Kızılayı Kök Hücre Bağışı


Kök Hücre Bağışı Noktaları (İstanbul-Avrupa Yakasında ikamet eden ve ilgilenen arkadaşlar için dip not : Çapa daki Kızılay Kan Bağış merkezi hafta içi 08:00-24:00 , cumartesi-pazar 09:00-23:00 saatleri arasında açık,iş vs.sorumluluklarından dolayı gündüz gidemeyecek gönüllüler akşam yada hafta sonuda örnek vermeye gidebilirler :) Tel: 0212 5346973-74 )

Bizler umudunu hep yüksek tutmuş bir milletin evlatlarıyız ama sadece umud etmenin yeterli olmadığını ateşler ocaklarımıza düşmeden pek de anlamamış olduğumuz tarih tekerrürlerinde açıkça ortadadır.Son yıllarda dilimize pelesenk olmuş,sohbetlerde muhabbetlerde dilimizden düşürmediğimiz bir kelimemiz var ya hani "empati" ... Elbet ki her kavram gibi uygulaması dilden çıkışı kadar kolay değil ama eminim ki o durumu yaşayanın hissetmesinden kolaydır hissettiğini anlamaya çalışmak...Kendimizi onların yerine koyalım gibi klişe cümlelere elbette sığınmayacağım,evlerden ırak :( Ama manidar bir durumu da sizinle paylaşmak isterim Berfin in ailesi son birkaç yıldır lösemi hastası çocukların , gönüllü olarak mücadelelerine katkıda bulunuyorlardı.Süreci iyi biliyor olmaları avantaj mı dezavantaj mı oldu hala emin değilim ama emin olduğum birşey var ki bazen bazı insanlık görevlerini yerine getirmemiz için ne başımıza gelmesi ne de evrenden hatırlatmalara maruz kalmamız gerekmiyor ama ertelemek en sevdiğimiz uygulama,birgün okuruz,birgün araştırırız,birgün gider bi bakarız...O birgün bu birkaç gün içinde olsun lütfen,böyle olmasını dileyen o kadar çok aile var ki...

Tam burada sanal alemde birkaç kez karşıma çıkmış bir hikayeyi sizinle paylaşmak istiyorum.Doğruluğunu teyid edememekle birlikte anlam olarak kıymet verdiğim için paylaşmakta beis görmüyorum 
 "Dr. İşân Hüseyni , Pakistanlı idi.Yaptığı büyük hizmetlerden dolayı ödül almak için uluslararası bir konferansa gidiyordu. Uçağa bindi..
Ancak havada bir arıza olmuş ve yıldırım çarpması sonucu uçak en yakın havaalanına inmek zorunda kalmıştı.
Bir sonraki uçak 16 saat sonra kalkacaktı. Sinirlendi ve o toplantıya muhakkak yetişmem lazım. 16 saat bekleyemem diye sinirlenerek bağırdı.
Görevliler gideceği şehirin 6 saat uzaklıkta olduğunu ve isterse araba kiralayarak gidebileceğini söylediler.
Acele yola çıktı ama aksilik bu sefer de yolda şiddetli yağmurdan göz gözü görmez olmuş ve selden dolayı araç gidemez olmuştu.
Yol kenarında eski bir evin kapısını çalıp hızla içeri girdi.Yaşlı bir kadın içeride oturuyordu. Süratle ona telefonu verir misin telefon etmem lazım!! dediğinde kadın tebessüm ederek dedi ki : Görmüyor musun evladım ne telefonu. Burada ne telefon ne de elektrik var. Geç az dinlen ve az yemek ye çay içip dinlen. Sonra düşünürsün bu işleri.
Adam çaresiz az ısınarak yemek yedi ve çayını yudumlarken yaşlı kadın namaz kılıp uzun uzun dualar etti.
Dikkatle baktığında kadının bir beşiği salladığını ve beşikte çok küçük bir bebeğin hareketsiz durduğunu gördü.
– Kimin bu bebek anacığım? Hayırdır bu kadar uzun ağlayarak dua ettin.
– Hem annesi hem de babasından yetim olan torunumdur. Ağır hastalığı var. Bölgedeki hiçbir doktor çaresini bulamadı. Dediler ki : İşan Hüseyni adlı bir doktor var. Çaresi ondadır. Ancak çok uzakta olduğundan birkaç gündür Allaha dua ediyorum ki Allah bu bebeğin işini kolaylaştırsın.
– Doktor Hüseyni ağlayarak dedi ki : Kalk anacığım. Allah senin duanı kabul etti. Senin duan yıldırımlar çaktırıp uçağı yere indirdi.Seller akıttı ve sonunda beni size ulaştırdı.Dr. İşan Hüseyni benim. " 
Bir dileğin gerçek olmasına vesile olmanız için her zaman dağlar tepeler aşmanız gerekmez,daha yazıyı okumaya ilk başladığında yüreği coşan ve gidip örnek vermeye niyetlenen güzel yürekli insanlar;hayatta en güvendiğim felsefe şudur ki,ilk niyet en güzel niyettir,en masum en sade,en içten olanıdır, onun peşinden gidiniz

14 Nisan 2016 Perşembe

Dünyada iyilik var hem de çok var...

Dünyada sadece kötüler ve kötülükler yok...Dünyada iyilik de var , iyiler de var dünyada...
Sadece kötülükler içimizi acıttıkça sığmıyor içimize paylaşıyoruz mecburen derdimizi,kederimizi,öfkemizi tutamıyoruz içimizde ama iyiler,iyilikler bazen gereken değeri bulamadan anılara gömülebiliyor...Duyurun,iyilikleri duyurun,iyilere teşekkür etmekten gocunmayın,gülümseyin,siz gülümsedikçe gülümsemeyi hatırlayacak insanlar ve gülümsetin...Çevremizde ki herşeyin bizim aynamız olduğunu unutmadan devam edelim lütfen nefes almaya...Gülümserseniz,gülümsetirsiniz karşınızdakini de ve gülümsetirseniz karşınızdakini siz de gülümsersiniz ayna misali...Birkaç gündür yazışmalarımızda o kadar çok gülümsettiniz ki sizler beni gülümsetenleriniz çok olsun dostlar


Buralara uğramıyordum bir süredir,aslında yazmak için uğramıyordum diyeyim,biriken kelimelerimi hakkıyla tüketebilmek için hakkını veren bir zaman ayırmayı diledim hep ama denk getiremedim.Oğlum hayatımıza dahil olduktan sonra işe hızlı dönüş yaptım ama buralara ve sosyal hayata dönüşüm biraz zaman aldı.Bu miskinlik için beni mazur görün.Sizleri okumaya ise hep devam ettim,belki de bu yüzden eksikliği gerektiği kadar hissetmedim.Yazmak dünyanın en güzel terapisi , bundan mahrum kaldım ama okumak dünyada kalmak,nefes almak demek,okudum ve sizlerle dostluğa bu vesile ile devam ettim.

Ufak bir etkinlik yapmam icap etti,sizlere mesajlar attım,haberler saldım ve harika geri dönüşler aldım...Buraları ve sizleri niye bu kadar çok sevdiğimi niye haber alamayınca,yan komşumu görmedikçe meraklandığım kadar meraklandığımı,hastalığınızda sizinle hasta,kederinizde sizinle kederli,mutluluğunuzda sizlerden de mutlu olduğumu birkez daha anladım.Ellerimizin birbirine kenetlenmesi ne de kolaymış meğer,ne kocaman yürekler varmış etrafımda,söz konusu iyilik olunca tembellik,üşengeçlik hak getire harekete geçmiş tüm iyiler...

Ufacık bir iyilik hareketi bu bahsettiğim,sürpriz bir etkinlik olarak geliştiğinden şu anda detayları veremiyorum buradan ama mektup yazmayı severim diyenler mail atsınlar bana,sizin de gönlünüzden kopacak kelimeler eklenebilir etkinliğimize...
Hatta dahası yuvanızda ki yada çevrenizdeki minik insanların,yüreğinden çıkacak renklere de yer verebiliriz bu etkinlikte...

O güzel yüreklerinizden öperim...
Sevgilerimle...

15 Şubat 2014 Cumartesi

Samimiyet seni nasıl saklamak gerek ???

"...Ey samimiyet seni yitiriyoruz ama yitirdiğimizi çaktırmayacağız derken daha bir komik oluyor ve hepten çaktırıyoruz.Bende hala biraz varsın diye düşününce kendimi sevesim geliyor ama bu kez de peki ben seni nasıl saklayayım da beni altyazılı konuşanlara karıştırma diye düşünmeden edemiyorum."

"Ve ben hala burada durmuş "ne gerek var ki onu anlamıyorum" diye düşünüp duruyorum.Sahiden ne gerek var?Niye,neden,niçin böyle davranıyorlar.Hani derler ya biz bizi biliriz diye,biliriz tabi hatta tabiri caizse biz birbirimizin ciğerini biliriz.Ama düşünün artık o kadar kaybediyorlar ki damarlarında akan samimiyeti artık kendilerini tanıyamadıkları için karşılarındakileri de ne zamandır ve ne kadar tanıdıklarını düşünemez oluyorlar.Bir an düşünseler bilecekler rol yapacakları değil,kendileri olacakları sorgulanmadan rahat davranacakları yerdeler.Eski dostların arasında...Kolay bulunmayacak bir rahatlığı elinin tersi ile itip maskelerin ardına sığınan arkadaşlarım için mi üzülmeliyim yoksa her geçen gün samimiyetin azaldığı ortamların artışı için ve insanların artık "maskesiz çıkmam abi"diye ortalarda salınarak gezmesi ile insan oluşumuzun değilde diplomalarımızın,kredi kartı limitlerimizin,evlerimizin,arabalarımızın önem kazandığı bir dünyada yaşadığımız için mi???Neyse ki henüz bütün arkadaşlar bu feci duruma düşmüş değil.Eskisi kadar hakiki,temiz ve şen sohbeti olan herkese özel olarak teşekkür ediyorum gönülden.Ama yine de gönlüm kırık...

Her türlü yarayı,bereyi,hastalığı kolay atlatıyorumda bu gönül kırıklığı beni birkaç gün hapseder...Gönlüm kırık...Lütfen bana bir yardım samimiyetten bende kalan kırıntıları pamuklara mı sarıp sarmalasam da saklasam... " *

* 24 Ocak 2011 yazısından alıntıdır.
Tanıdığım her insan bir duygu yükü bırakıyor bende...Ben miyim her şeye bu kadar anlam katmaya çabalayan yoksa insanlar çok mu pervasız nefes alır oldular.Eğer tecrübe bu demekse olmasa daha mı iyi acaba...
Sevdiceğim "büyümekten korkmak fenadır" der hep ama bazen bakıyorum da o eskilerde kalan evcilik oyunları,oyun arası muhabbetler bile daha büyük çok büyükmüş ha ama eğer o büyüklükleri kaybetmekse büyümek,gel de korkma...
Birkaç gündür süren duygularım ve sorgulamalarım beni yine bu yazıya götürdü.Madem hatırladım,size de hatırlatayım dedim...

Bebeğimin kısa güncesi de elbet bir ara başlayacak :)


27 Mayıs 2013 Pazartesi

kayıpların hayatımıza ekledikleri...

Babamızın kıymetli bir dostunu yitirdik :(
bu yıl ne çok giden var...garip olansa değerli olanlar ve insanlara,insanlığa değer verenler yitip gider oldu.sanki Rabbim onlar gidince kalanlarla ne yapıyorsunuz bi bakın der gibi...
vakit iyi olana vaktinde kıymet verme vakti...vakit hala vaktimiz varken geride kalanlara önemli olduklarını hissettirme vakti...

her kayıp gibi bu kayıp da...hayata dair hayıflanmalarıma yenilerini eklerken ve hayata anlam katma isteğimi körüklerken...bir yandan da hiç tutmuyoruz sansak da hepimizin karaladığı bakkal defteri misali gönlümüzün hesap defterini de yırtıp attırdı yine bana.çünkü hayat sandığımızdan da kısa...çünkü hepimizin hata yapma hakları saklı yeter ki tekrarı olmasın :(

belki de "yarın ararım","haftasonu uğrarım","o tarafa geçersem kapısını tıklatırım" için geç kalmış olabilirsiniz...
dahası söylenecekleri söylememiş,sormak istediklerinizi sormamış,daha çok vaktiniz var sandığınızdan tüm konuşulacakları konuşmamışsınızdır muhakkak...her zaman olacaktır,her zaman keşke şunu da konuşmuş olsaydık demek için gerekçelerimiz vardır ama ne kadarını tüketsek pişmanlıkların,ne kadarını tez vakitte eritsek o kadarı kardır...
yeni bir sinema planı yaparsınız arkadaşlarınızla ama o an yıllar önce yanına kıvrılıp film izledikleriniz sizi beklemektedir...
ya da hafta sonu sahil kıyısında kahvaltı mı edeceksiniz dostlarınızla,afiyet olsun ama akşam telefonda yoğunluktan uğrayamadığınızı söyleyeceğiniz bir bekleyeniniz yoktur umarım...
çok sevdiği lokumlardan götürecektiniz o tontona ama avmleri gezmek daha cazip geldi değil mi?olamaz mı olabilir,olsun olsun,ilerde lokum getirenleriniz çok olsun :(
elbette hakettiniz tatili ve elbette seneye nasıl olsa gidersiniz memleketteki büyükleri ziyarete ve elbette orada sizi bekleyecek tüm görmek istedikleriniz siz gidene kadar...

hadi vakit kaybetmeyelim artık...
bir gönlü gülümsetirseniz , gönlünüz gülümser...




2 Nisan 2013 Salı

2 NİSAN DÜNYA OTİZM FARKINDALIK GÜNÜ...


OTİZM NEDİR?
Çocuğunuzda aynı yaştaki diğer çocukların davranışlarından farklı davranışlar 

gözlüyorsanız kaygılanabilirsiniz. Bu davranışların otizm belirtisi olabileceğini 

düşünüyorsanız otizmin ne olduğunu, sizi ve ailenizi ne şekilde etkileyeceğini bilmek 


isteyebilirsiniz.
Otizm, doğuştan gelen ya da yaşamın ilk üç yılında ortaya çıkan karmaşık bir 

gelişimsel bozukluktur. Otizmin, beynin yapısını ya da işleyişini etkileyen 

bazı sinir sistemi sorunlardan kaynaklandığı sanılmaktadır.
Sizin hatanız değil!
Otizme neler yol açar? Bugün için bu soruya verilebilecek en doğru yanıt Otizme

 nelerin yol açtığı bilinmiyor yanıtı olacaktır.
Otizmin anne-babadan kalıtım yoluyla geçmiş olabileceğinden kuşkulanılmaktadır.
 Dolayısıyla, bu yönde pek çok araştırma yapılmaktadır. Ancak, henüz otizmin

 geni bulunabilmiş değildir. Otizmin çevresel faktörlerle tetiklendiği düşünülmektedir.
Otizme her çeşit toplumda, ırkta ve ailede rastlanmaktadır. Dolayısıyla, bu özelliklerin
 hiç birinin otizmle ilişkili olmadığı kabuledilmektedir. Öyleyse, otizmin çocuk 

yetiştirme özellikleriyle ya da ailenin ekonomik koşullarıyla ilişkisi yoktur.
Yalnız değilsiniz!
Otizm, günümüzde rastlanan en yaygın nörolojik bozukluktur ve Hastalıkları Kontrol 
Etme ve Önleme Merkezi (Centers for Disease Control Prevention)'nin 2012 verilerine 
göre 88'de 1 görülme sıklığı vardır. Bu yaygınlık bilgileri Birleşik Devletler kaynaklı 
iken, ülkemizde otistik bozukluğun yaygınlığına ilişkin henüz yeterli bilimsel veri 
bulunmamaktadır. Otistik bozukluğun tüm ırklarda, etnik gruplarda ya da sosyal 
statüsü farklı gruplarda görülebileceği, ailenin gelir durumu, yaşam biçimi ve eğitim 
düzeyi ile otistik bozukluk arasında bir bağ olmadığı vurgulanmaktadır. Cinsiyetle 
ilişkili olarak alanyazında farklı görülme sıklığı bilgileri bulunmasına rağmen, ortak 

görüş, erkeklerde kızlardan daha fazla görüldüğüdür
Otizm tanısı alan çocukların çoğunda değişik derecelerde öğrenme güçlüğü ve zeka 

geriliği de görülebilir.
Otizm, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de son yıllarda adı çok sık duyulan bir
 özel eğitim kategorisidir. Otizm terimi, zaman içinde yerini, otizm spektrum 
bozuklukları (ASD - autism spectrum disorders) terimine bırakmıştır. Otizm spektrum
 bozuklukları, yaygın gelişimsel bozukluklarla (pervasive developmental disorders - PDD) 
eşanlamlı olup, ileri düzeyde ve karmaşık bir gelişimsel yetersizlik anlamında kullanılmaktadır.
 Otizm ise, bu şemsiye altında yer alan kategorilerden yalnızca biridir. Otizm spektrum 

bozukluğu kavramı ile ilişkili belli başlı olgular şöyle sıralanabilir;

  • Otizm spektrum bozukluğunun nörolojik nedenlerden kaynaklandığı sanılmaktadır. Otizm spektrum bozukluğu tanılı bireylerin önemli bir bölümünde (yaklaşık %35), beyindeki anormal elektrik hareketlerine bağlı olarak; nöbet, istemsiz hareketler, bilinç yitimi vb. nörolojik sorunlar da görülebilir.
  • Otizm spektrum bozukluğu bir ruh hastalığı değildir; ancak, belirtileri bazı ruh hastalıklarını çağrıştırabilir.
  • Yapılan bilimsel araştırmalar, otizm spektrum bozukluğunun çocuk yetiştirme özellikleriyle ya da ailenin sosyo-ekonomik özellikleriyle ilişkisi olmadığını göstermiştir.
  • Otizm spektrum bozukluğunun kalıtsal olabileceği yönünde bulgular vardır; ancak, buna yol açan gen ya da genler henüz bulunmuş değildir.
  • Önceki yıllarda otizm spektrum bozukluğunun görülme oranının 500'de bir olduğu kabul edilirken, son verilere göre, otizm spektrum bozukluğunun yaklaşık her 88 çocuktan birini etkilediği düşünülmektedir. Ayrıca, erkeklerdeki yaygınlığı kızlardan dört kat fazladır.
  • Sanıldığının aksine, otizm spektrum bozukluğu tanılı bireylerin çoğunda, farklı düzeylerde zeka geriliği görülür. Ayrıca, zeka testlerinde, belli alanlar, diğer alanlara kıyasla çok daha geri çıkabilir.
  • Otizm spektrum bozukluğu tanılı bireylerin pek azında (yaklaşık %10), çok güçlü bellek, müzik yeteneği vb. üstün özelliklere rastlanır.


Amerikan Psikiyatri Birliği'nin 2000 yılında yayımladığı kılavuza göre (DSM-IV-TR), otizm spektrum bozukluğu kapsamında beş ayrı kategori yer almaktadır:

  • Otizm (Otistik bozukluk)
  • Asperger sendromu
  • Atipik otizm (Başka türlü adlandırılamayan otistik/yaygın gelişimsel bozukluk)
  • Çocukluk dezentegratif bozukluğu
  • Rett sendromu




                       OTİZMİN BELİRTİLERİ ?


Otizmin belirtileri nelerdir?
Otizm, üç alanda sorunlarla kendini gösterir. Bu alanlar ve bu alanların 
her birinde 

gözlenebilecek belirtiler aşağıda yer almaktadır.

A. Sosyal İlişkilerde Güçlük
1. Başkalarıyla göz teması kurmakta zorlanmak
2. Arkadaşlık ilişkileri geliştirememek
3. Pek çok şeyi başkalarıyla birlikte değil de kendi başına yapmayı 

yeğlemek
4. Çevredeki kişilerin yaptıklarıyla ilgilenmemek; onlar kendisiyle

 ilgilendiğinde ise
kayıtsız kalmak

B. İletişim Zorlukları
1. Dil ve konuşma gelişiminde akranlarının gerisinde olmak ya da hiç 

konuşmamak
2. Başkalarıyla sohbet başlatmada ve sürdürmede zorlanmak
3. Bazı sözleri tekrar tekrar ve ilişkisiz zamanlarda söylemek
4. Çevresinde bulunan aynı yaşlardaki çocukların oynadığı oyunlara
 ilgi göstermemek


C. İlgi ve Davranış Takıntıları
1. Bazı sıra dışı konulara karşı aşırı ilgi duymak; örneğin, asansörlerin 

nasıl çalıştığı
2. Günlük yaşamdaki düzen değişikliklerine katlanamamak; örneğin, 
eşyaların yerinin 

değişmesi
3. Sıra dışı beden hareketleri yapmak; örneğin, sallanmak ya da 

çırpınmak
4. Bazı nesnelerle sıra dışı hareketler yapmak; örneğin, nesneleri 
döndürmek ya da 

sıraya dizmek.
Amerikan Psikiyatri Birliği, otizm spektrum bozukluğu içinde yer 
alan otizm 
tanısı için, çocuğun yukarıda sıralanan 12 belirtiden en az altısına 
sahip olmasını 
ve bu belirtilerden en az ikisinin sosyal etkileşim sorunları kategorisinden,
 en az
 birer tanesinin ise diğer iki kategoriden (iletişim sorunları ve sınırlı/yinelenen
 ilgi ve davranışlar) gelmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Ayrıca, bu belirtilerden

 en az birinin 36 aydan önce varlığı da aranmaktadır.
Otizm spektrum bozukluğu şemsiyesi altında yer alan diğer kategoriler için
 daha farklı ölçütler söz konusudur. Örneğin, Asperger sendromu tanısı için,
 iletişim sorunları alanında herhangi bir belirti görülmemesi gerekmektedir.

destek için tık tık...



16 Ekim 2012 Salı

SIR TUTABİLİR MİSİNİZ :)

    Merhaba Canlar
    Çok hareketli bir haftasonunun ardından ancak kısmet oluyor yazmak :( ve parmaklarımdan bu kelimeler dökülürken ayaklarım isyanlarda diyor ki sen ne bilirsin biz ödedik bedelini :)
Size bir sır vereceğim ve bunu hep birlikte unutacağız...evet oldum nihayetinde bende 30 oldum...ve daha öncede size bahsettiğim gibi bende erken başlamış bir yaş 30 sendromu vardı ama sanırım erken kalkan yol alır misali,erken kurtulmuş oldum etkisinden :) henüz 4 gün aldım yeni yaşımdan ama sevdim anlaşacağız gibi...tabi ki bunda harika geçen bir haftasonununda etkisi var :) ama iyi anlaşıyor olmamız ele güne karşı birlikte poz verebileceğimiz anlamına gelmiyor.olur da bizi yakalamak isteyenler olursa biz sadece arkadaşız,hem de uzaktan :)ve herşeyde istikrar iyidir diye düşünerek önümüzdeki onbeş yıl boyunca 29 yaşta kalmak gibi bir karar aldım.ve bu yoruma açık bir karar değildir :))
Bol kutlamalı bir yeni yaş oldu.Gece yarısı gün dönümü itibari ile başladı smsler ve aramalar :) sabahın erken saatlerinde duyduğum dost sesleri ise günümün güzel geçmesinin sebebi idi hakikaten ve sosyal paylaşım siteleri,meşhur facebook:) ben facebook hatırlatması ile yapılan kutlamaları banal bulanlara katılmıyorum çünkü işin özü iletişim ve günlerce iletişim kurmamış insanların dahi bir kelam etmesine sebebiyet veriyorsa ne mutlu.Öyle bi cendereki artık hayatımız,bazen yemek saatlerini bile unutuyor ve şaşırıyor insanlar işin derdine düşünce(evet hayatım senden bahsediyorum:) )...herkesin hayat kavgası kendine göre müthiş yoğun...ve bir diğerinin yoğunluğu ile kendi yoğunluğunu kıyaslamak gereksiz çünkü Rabbim sahiden dağına göre kar yağdırıyor...ve bu yoğunlukda birinin özel bir gününü hatırlamak O nu özel kılar ama herkes için özel olmayı beklemek anlamsız zaten.hatırlatma sayesinde de olsa iyi dileklerin paylaşıldığı bir mesaj veya bir not insana kendini iyi hissettirmiyor diyen yalancının alasıdır :)neyse face demişken günün gelişmelerini ordan aktarayım size çünkü durum güncellemelerimiz bazen anlık hislerimizi öyle güzel aktarıyor ki :D

*iş arkadaşlarım çaktırmadılar ama geleneği bozmadılar.çok güzel bir pasta eşliğinde kutlandım :) ne mutlu bana :) seviyorum sizi :) işi sevmiyorum bazen,stresden sıkılıyorum,panikden bunalıyorum,telefon sesi çıldırtıyor beni ama sizi sizi sizi seviyorum...iyi ki varsınız...

*babamın sessizliğine bi anlam veremiyordum.ve itiraf edeyim kızmaya başlamıştım içten içe nasıl unutur diye :( bi yandan da ben yaşlandıkça kendide yaşlanıyor diye mi üzülüyor da ses etmiyor acaba diyordum :) ama çok güzel bir çiçek geldi ve zihnimdeki anlamsız konuşma balonlarını siliverdi :)meğer canım sürprize bağlamış olayı :) çiçeğimi de sevdim O nuda seviyorum...

*Hikmet Sultan bugün bu kadar keyifliyim ama belli ki yıllar yıllar önce (kaç yıl olduğunu söylemeye luzum yok :) ) seni biraz rahatsız etmiş olabilirim kusurumabakma :) ama yıllar,yıllaaaarrrrr senle pek bi hoş geçti iyi ki varsın kadim dostum...en eski yoldaşım...hayat senle güzel be annecim...çok çok öperim...

*bak sizi demezsem taş olurum Bahar , Yağmur ve tabi ki Damla m ...her ne kadar gelip keyfimi kaçırmış olsanız  ve sayenizde pabuçlarım damdan hiç inmemiş olsa da hayat sizinle de güzeldi :P bundan sonraki yıllarda yaşımı saklayacağınıza söz verirseniz sizi sevmeye devam edeceğime söz veririm bende :)

     ve bol kutlamalı günün ardından annemin şüpheye açık ama net konuşması ile onlarla ancak hafta sonu kutlayabileceğimizi anladım:( gelelim beklentinin en yüksek olduğu insana...vallahi sadece ben değil herkese öyle bir intiba vermiş olacak ki :)iş arkadaşlarım,arayan dostlarım hatta onunla işbirliği içindeki annem bile "şimdi kimbilir neler yapmıştır" "bakalım ne yaptı" ve benzeri cümleler kurdu ve sanırım çabasıyla beklentilerin üstüne çıkmış oldu :) sevgili eşim;hergün Onunla güzelken,Onunla daha anlamlıyken doğum günü olmaz mı?işten çıkmama yakın aradı,dışarıda işi olduğunu şirkete dönmesine gerek kalmadığını söyleyerek,buluşup eve birlikte gitmeyi teklif etti.başka zaman için harika olan bu teklifi geri çevirmek zorunda kaldım çünkü elimde çiçek ve paketler olacaktı.o zaman yetişirim sana evin orada buluşuruz dedi.itiraf etmek gerekirse madem annemler de gelmeyecekse ( ki birkaç gün önceden bana name yapmıştı konuşursan cuma akşamına denk getirmesinler gelişlerini diye bende de hemen tilki fikirler dolanmaya başladı "aaa acaba ne sürprizi olacak" diye her hatun gibi... ) niçin evin orada buluşuyoruz diye tongaya düşmedim değil :)evet biraz daha itiraf göz çıkarmayacaksa anlaşılan bi olayımız yok diye düşündüm :(

    eve yaklaştığımda aradı ve bende eve yaklaştım kapıda buluşuruz dedi.eve gittiğimde kapıdaydı(düşündükçe gülüyorum)merdivenlerde alt dairenin anahtarı var mı yanında diye sordu.var dedim bi bakalım dedi,neye bakacağız ki dedim ama hani şu birkaç saniyede dünyaları düşündüğünüz anlar vardır ya öyle oldu ve dışardan geliyorum diyen eşimin ayağında unuttuğu terlikleri de farkedince iyi bir planla karşı karşıya olduğumu anladım :) ardında ne olduğunu merak ederek anahtarı çevirdim ve kapının ardında şahane bir pasta ve şahane kahkahalar beni bekliyordu.annem ve kardeşlerim eşimle plan yapmışlar ve gelip en sevdiğim yemeklerle bir doğum günü yemeği hazırlamışlardı :)) onlar olmadan buruk olacağımı bile bile büyütmüyor gibi davranmıştım telefonda gelemeyişlerine karşı ama yaş kaç olursa olsun o evin bir kuzusu olmak hissi herşeye karşı güçlü olmayı sağlayan en önemli etken...sizi çok seviyorum hem de çok...



Eşim paketlerini yukarı çıkar biz masaya geçene kadar gel deyince muzurca gülümsedim,herhalde yukarda hediye paketim var diye düşünerek normalde kesinlikle itiraz edecek olan ben.kuzu gibi çıkayım tabi,paketleri götüreyim tabi diyerek eve çıktım ki ne göreyim.yerlerde çiçekler (o an sadece koridor yolunu farketmiştim :) ) ve beraberlerinde hızla yazılmak zorunda kaldığı belli notlar :)çiçekleri ve notları toplayarak ve kahkaha atarak ilerledim.ve son kez eğilip koridordaki son çiçeği aldığımı düşünüp kalkarken kapı kolundaki çiçeği farkettim ve diğer kapı kolundaki,ve diğerlerindeki ve kapıyı araladığımda odadakileri ve diğer odalardakileri... uzun zamandır bu ayarda bu kadar gülmemiş olmalıyım:)hele son çiçekler ve notlara geldiğimizde sevgi notları şu hali almaya başladı..."geç kaldım,yetişemedim" "lütfen biraz geç gel" "kim çaldırıyor telefonu" bu da ayrı bir espri katmıştı duruma :) neyse notları ve çiçekleri bir araya toparladım.keşke toplamadan önce resmini çekmeyi akıl etseydim :( güzel bir hatıra olurdu:(



süreyi iyi hesaplamış olacak ki hediyesi ile birlikte geliverdi günün kahramanı.ve bir kahakaha da "aaaa bunlar duruyor" diyerek gülümsediğinde atıverdim :)



yani avizeler ve kitaplıklarda olacağını hiç hesaba katmamıştım :)

   Sonra assolistler,güller çıkıverdi birden...Eşim evlilik yıldönümümüzde her seneye uygun adette gül alır ve ona uygun bir methiye ile beraber verir:)bu kezde üç gül beraberinde anlamını ifade eden notu ile geldi :)




İşyerinde yoğun olduğumu bilen birçok arkadaşım ve akrabalarımda aramalarını akşama saklamıştı.hatta pastayı kesme çabalarımız birçok kez telefonlarla bölündü :) ve ben hatırlanmaktan ve o değeri bulmaktan çok memnun oldum.beni bilen bilir...ben herşeyden önce insanı severim,iletişimi severim ve değer vermekten hiç yüksünmem.hayatta en güzel şey bi insanı gülümsetebilmektir ve böyle bir çaba edinmişliğim vardır ama aynı ilgi ve alakayı görebilmekten doğru insanların arasında olduğum anlamı çıkıyorsa ne mutlu bana :)

kutlamalar hafta sonu boyunca devam etti :) ama yazı bu kadar uzayınca ayrı bir post u hakeden etkinliğimiz ve okul arkadaşlarımla yaptığımız kahvaltıyı yazmak sonraya kaldı.laf aramızda birkaç kez daha kutlama ihtimalim var sanırsam:))

benim yeni yaş dileğimde geleneksel;keyfimiz,huzurumuz daim olsun...elbette en önemlisi sağlık ve bereket de hanemizin başköşesinde bulunsun...

yeni yaşlar,yeni yıllar, programlı veya programsız yeni kararları da beraberinde getirir ama bu kararlardan ziyade bana umut ve yaşam enerjisini beraberinde getirdi.kan değerlerimin düşük çıkışı ile bağlantısı olduğunu sandığım bir süredir devam eden halsizlik halindende biraz kendi kendimi motive ederek kurtulma yoluna gideceğim.ilaç tedavisinin yanında bununda geçerliliğini çok iyi bilsemde bir süredir boşvermiş olduğumun farkındayım...Halsizlik ve bitkinlik elbette keyif vermiyor ama bi süre sonra alışılmış bi hale dönüştüğü kesin :( "hayatta herşey bizim için" ve o yüzden yeni bir yaştan hep güzel şeyler beklemek adil olmasada hasta ve sıkıntıda insanlar için dua ekleyerek yeni yaşımdan "hayırlar"  umduğumu belirteyim eski yaş gider ayak bana hayırlı dostlar kazandırdı hayatımdaki hayırlı insanlar ve hayırlı haberlerin artmasını diliyorum...
ve hayatıma dahil olmuş tüm güzel insanlara hayat sizinle güzel diyorum...iyi ki varsınız...

bu arada bu postun kendi kendini imha durumu söz konusu değildir:)açığa çıkması istenmeyen malum konuda sır tutmanız gerekmektedir :))30 tatlıdır ama 29 bal dır :P

sevgilerimle...


11 Ekim 2012 Perşembe

HAYDİ GEL BİZİMLE OL :)

    Merhabalar...
    Her daim bahsini yapıyoruz,şu blog camiası denen bizler yeri geliyor can ciğer kuzu sarması oluyor yeri geliyor yine bu sarmadan kaynaklanacak samimiyetle küsüyor,kızıyoruz birbirimize...Bazen en yakınlarımızdan daha sık haberleştiğimiz oluyor,bazense değer verdiğimizi teyid eder biçimde merak cümleleri ile isyanlarımız birbirimize...Nitekim arkadaş olduk,kimimiz dost olduk...Yeri geldi birimizin hayatını okurken  diğeri kendini buldu,yeri geldi diğerlerinin tecrübeleri birilerimize derman oldu...Müjdeleri heyecanla paylaşıyor aynı sıcaklıkla kederlere de ortak oluyoruz.İşin özü şu ki;İNSANIZ...Beşeriz,şaşarız ama biliriz ki damdan düştüğümüzde doktordan daha iyi anlayacak olan sahiden o damdan düşendir.İnsanız;arşınladığımız yollar kadar o yollardaki maceralarımız da aynı...Birbirimizin dilinden bu kadar anlıyor olmamızın sebebi aslında bu kadar basit yani...
   Öyle arkadaşlıklarımız,dostluklarımız oldu ki...Tabir-i caiz ise birbirimizin ciğerini bilir hale geldik ama gel gör ki bazılarımıza henüz ne sarılmak,kaynaşmak kısmet oldu ne de şöyle esaslı bir sohbetle karşılıklı kahveleri yudumlamak...Nasıl olacak derken dedik ki herşeyi kaderden,kısmetten beklemek yanlış...Tevekkül etmeli,fikrimizi olgunlaştırıp hayırlı bir buluşma ümid etmeli...Uzun lafın kısası blogger dostlarla buluşmaya keyifli bir sohbet yapmaya niyetlendik
    Bu buluşmanın amacı hem dostlarımızla vakit geçirmek,hem birbirini tanımayan ama anlaşacağına emin olduğumuz arkadaşlarımızı biraraya getirmek hem de uzun süredir iletişim kurduğumuz bloggerlardan katılmak isteyenlerle de hasbihal etmektir...
    Sanal alemde iletişim kurmanın imkanlarından faydalandık ve buluşma için bir etkinlik sayfası düzenledik.Facebook daki   Haydi Gel Bizimle Ol... sayfasından etkinlik detaylarına ve organizeyi yaptığımız arkadaşlarımızın bilgilerine ulaşabilirsiniz.Ama katılmak isteyenleri bu cumartesi 13.10.2012 tarihinde SAAT 14:00 de kız Kulesi karşısındaki Üsküdar Simit Sarayı na bekleriz.Hep hayırlısını diledik,inşallah orada olacağız.Yakamıza kırmızı kurdele takacağımızı yazacağımı sanıyorsanız yanılıyorsunuz:))Yüzünde gülücüklerle şen bir grup görürseniz.onlar biz olacağız...
   sevgilerimle...

11 Eylül 2012 Salı

Okula başlamak mı ???

   Dün başta blogger dostlar olmak üzere herkes de okulun ilk günü muhabbeti vardı.Heyecan,merak,korku ve hayallerle birlikte annelerin bir yandan da gurur duyuyor olduğunu sezmemek imkansızdı.Beni bile hayallere ve geçmişe götürdü bu baskın duyguları paylaşmak...Hem yavrumun hatta abartarak yavrularımın okula gittiğini hayal ettim bir an :)) hem de kendimin ve kardeşlerimin ilk gün maceralarını anımsadım ve gülümsedim doyasıya.İlkokul günlerim çok güzel,çok çok çok güzeldi.ve tabi ki bizim nesil için adı ortaokul olan sonraki yıllar...


   Hemen canımın içi öğretmenimi anımsadım.Onun hala süregelen telefon konuşmalarımızda bile sanki sıra arkadaşımmış gibi verdiği sıcaklığı ve samimiyeti...Ve arkadaşlarım...Küfürü,değil etmek nedir onu bile bilmediğimiz,aptal vaya manyak lafızlarını bile en büyük küfür kabul ettiğimiz,kalp kırdığımızda ızdırabını küçücük kalplerimizde taşıdığımız,ufacık beslenme kaplarında getirdiklerimizi paylaşarak doyduğumuz,birimiz geç kalırda azar işitirse hepimize laf gelmiş gibi içimizin burkulduğu o günlerde bizden biri düşerde dizi kanarsa bizim için çok çok vahim bir olay olmuş demekti.Ve şimdi anlıyorum ki meğer hepimizin dizi acırmış:( İnsanlar birbirinin yüreğine kanayan çentikler atmaya çabalarken nasıl özlemle ve sıcaklıkla hatırlanmasın ki okul yılları...Kardeş gibiydik sahiden,annelerimiz hepimizin teyzesi babalarımız hepimizin amcasıydı.Annelerimiz de de günümüz hastalığı belirmemişti henüz benim çocuğum daha iyi giyinsin,daha başarılı olsun,daha öne çıksın gibi takıntıları yoktu.Başarılardan hissettikleri gurur vardı elbet ama onun çocuğu,bunun kızı gibi olamadın baskılarıyla düşman edilmezdik birbirimize ve o yüzden bugün hala,aylarca selamlaşmak kısmet olmasa da her sabah birlikte kahvaltı edermiş gibi içtenlikle günaydın deriz birbirimize...Laf olsun diye değildir nasılsın diye sormalarımız,gerçekten önemseriz nasıl olduğunu kardeşimizin...Hani mahalle mektebi deyim misali yerleşmiştir ya dilimize,sahiden mahallenin okuluna giderdik o vakitler...Biz ise büyük bir mahallenin farklı köşelerinden gelmiş ve aile olmayı başarmıştık.Hatırladığım en haşarı halimiz sınıfın erkeklerinin birbirine zeytin çekirdeği fırlatmasıydı,en uzun küslüğüm ise sanırım bir ders süresi kadardı.Ne mutlu ki;internette slm, nbr gibi yarı türkçe yazışmalar yapamadığımızdan akşam resim ödevini yaparken arkadaşımıza renkli kalemlerle onu sevdiğimizi anlatan birşeyler karalar sonrada sürpriz olsun diye sırasının altına saklardık.Öğlen okula gidip akşam üstü dönerdik ama sabah da akşam da birbirimizi aradığımızda söyleyecek kayda değer şeylerimiz olurdu.Biz hayatı paylaşıyorduk ve bize en büyük katkısı meraklandırmak ve araştırmaya alıştırmak olan canımız öğretmenimiz Nurten AYDOĞAN sayesinde ise birlikte öğreniyorduk.Yaptığı ödevi yada araştırıp bulduğu birşeyi gizlemek gibi huylarımız yoktu.Üşenmez koca ansiklopedileri taşırdık okula kadar ve okurduk bir hatip gibi arkadaşlarımızda öğrensin diye...Okuma yarışlarımız vardı en büyük hırsımız ancak o kadardı :)Büyük bir bahçemiz vardı ve başımızı kaldırıp ufka baktığımızda okuduğumuz uzun bir senaryomuz,hergün başka şekillerle hikayeler türettiğimiz bulutlarımız...Maddi durumumuz yokken değilde birazcık daha bile iyi ise sıkıldığımız,arkadaşımızdan daha fazla kaleme sahip olmanın gurur verici değilde rahatsız edici olduğu ve fazla kalemlerin evde bırakıldığı...Çıkışta birlikte yürüyeceksen ve eğer ona da almaya yetmeyecekse paran çikolata yada dondurma yemekten vazgeçildiği günlerdi.Hasta olup okula gidemediğinde aklın kardeşinde kalmazdı çünkü bütün sınıf arkadaşların onun ablası yada abisiydi ya zaten.Sen okulda olsan bile diyelim ki hemen çıkamadın sınıftan ve biraz geç kaldın kardeşinin yanına gitmeye,onun sınıfına gittiğinde çok ama çok mutlu olurdun çünkü arkadaşların ona gidip birşey isteyip istemediğini soruyor olurdu sen oraya vardığında...
Arkadaşının abisi kaza yaparsa,annesi hasta olursa,dedesi vefat ederse bu acıyı paylaşırdı küçük kalbin çünkü meğerse küçük değil de çok ama çok büyükmüş o vakitler kalplerimiz...
    Okul binamız yıkılıp yeniden yapıldı.Ben henüz yeni halini göremedim.Yıkılacağını duyunca gidip son bir kez gezmek istemiştim en güzel anılarımız saklıydı o duvarlarda,en masum hallerimiz...Öğretmenlerimize ve görevli teyzelere,amcalara koşarak halimizi anlattığımız paytak yürüyüşlerimiz...İçim çok burkulmuştu ama çıkışta iki arkadaşımla buluştuk ve anladım ki o güzel anları saklayan duvarlar değil...Gelişen dünyada değişen şartlarla eğitim almaya uygun hale geldiyse ne mutlu ne de olsa biz o duvarları düşmanlıklara siper olarak saklıyoruz aramızda...
    Bir başkasının acısına gülememeyi,bir başka kalbe kanayan çentikler atamamayı ve gözlerden tüm samimiyeti okumayı birlikte öğrendiğim ebedi dostlarım size çok çok çok teşekkür ederim...İyi ki varsınız...

1 Eylül 2012 Cumartesi

30 da neymiş,hayattan keyif almaya devam edersen eğer...ama önce sen istemelisin...

     Merhaba dostlar,
    Özlemişim sizlere yazmayı ama babaannemin ayağı kırıldı,babam rahatsızlandı,araya ramazan ayı girdi,bayram  telaşı,fırsattan istifade bayram tatili derken aylar olmuş yazmayalı...Ama neyse ki birçoğunuzun hasretini çekmez oldum.Telefon konuşmaları,sms ler,mail ler,sanal alem sohbetleri derken yine hep bir aradaydık...
Hep yineliyorum ve yinelemekten bıkmak bir yana keyif alıyorum.Yazma hevesi ile katıldığım blog alemi bana öyle güzel dostlar kazandırdı ki eğer büyümek diye birşey varsa birlikte büyüyor birlikte tecrübe ediyoruz hayatı.Kimi zaman kırgınlıklar da yaşıyor ama esasen güzellikleri paylaşıyoruz.Çünkü sanal aleme yakışmayacak kadar gerçeğiz artık:)Seviyorum sizi canlar :)
Bu arada evini taşıyanlarınız,göç edenleriniz,yeni bebek sahibi olanlarınız,acı olaylar atlatanlarınız oldu.Yazmaya vakit ayıramadıysam da sizi takip etmeye,acı tatlı her duygunuzu paylaşmaya devam ettim.
Tam burada Haydar Ergülen in bir şiirini anımsadım 
" ...
Gözlerimizi uzaklıklar değil ki yalnız,
Göze alamadığımız yakınlıklar da acıtır
...             "

    Mesafelerin ne önemi kalır ki gönüller birbirini yakın gibi gördükçe...Babamın rahatsızlığında gün hatta saat sektirmeden arayan dostlarım oldu.Umudunuz yorgun bir kuş gibi çırpınırken bir dost eli gelip kuşa yön veriyor ve siz yalnız olmamanın güzelliğini bir kahvenin telvesine közde eklenen lezzet misali derinden  hissediyorsunuz.
   Her gün biraz daha yaş almak ve her gün biraz daha büyümek hakikaten aynı şey değilmiş.Yaşadığımız küçük büyük herşey bir yön veriyor hayatımıza...Olgunlaşmak değil de büyümek diyorum ben buna ve artık korkmuyorum ne büyümekten ne de yeni ufuklara açılmaktan...



      Yaş otuz oldu olacak...Otuza yaklaştığım son birkaç yılda;yeni bir uğraş bulma fikrine kapılırsam ya da bazı fırsatlar çıkarsa önüme;niye bilmiyorum ama birden "bizden geçti" , "bu saatten sonra mııııı" , "ne işe,ne işime yarar kiiii" gibi anlamsız olduğunu henüz kavradığım fikirlere kapılırdım.Yirmili yaşlara adım atarken ne kadar şıpsevdi isem hobiler konusunda ve ne kadar sever isem daldan dala atlamayı ve ne kadar güvenirsem aynı anda bir koltukta onlarca karpuz taşıyabileceğime...Yirmilerin ortalarında bir o kadar boşverir oldum hayata lezzet katan tüm uğraşlara,hele ki yeni birşeylerle uğraşma fikri çok uzak kalmaya başladı bana.Bu garip tutumum eminim ki birden çok yoğunlaşan iş hayatı ve çalışma saatlerinin sosyal hayatı kısıtlamasından kaynaklandı.Neyse ki merakım baki kalmıştı ve akıllı telefonların devreye girmesiyle ben artık bir google amca sever olmuştum:)) Yıllarca kitaplığın en üst rafındaki ağırca ansiklopedilerden bile araştırma yapmaya üşenmeyen ben elbette parmaklarımı oynatarak avucumun içine düşen dünyayı;daha çok öğrenmek,daha çok anlamak ve merakımı bastırabilmek için,doğru,yanlış kaynak ayrımını yaptım ve her duyduğumu her gördüğümü pervasızca araştırdım.Bu araştırma merakım ve tüm miskin zamanlarımda dahi okumaktan vazgeçmeyişim kendimi tüketmeme engel oldu galiba.ne mutlu bana...Neyse yine nerden nereye geldi laf :))
      Diyordum ki;aştım bu saçma sendrom mu kompleks mi her neyse işte onu...Anladım ki Allah ömür verdikçe daha yapacak çok şey,yaşanacak çok gün,tanınacak çok insan ve elbette öğrenecek çooooook şey var.Dostlarımla yaş kıyasım olmadı hiç.her daim her yaştan dostum olmasının keyfini yaşadım ama yaşı benden büyüklerle sohbet etmektense hep ayrı bir keyif aldım.Ve anladım ki birileri büyümekten korkmayacaksa bunlardan biri asıl ben olmalıyım :)Çünkü bu korku hayatı hızlı yaşamak isterken tam tersi yavaşlatmanızı sağlıyormuş meğer.Mesela ben senede en az 150 gün düzenli yürüyüşe başlamaya karar veririm ve hergün düzenli kahvaltı etmeye ve yapabildiklerimi yetersiz bulup daha da sağlıklı beslenmeye ve yeni bir dil öğrenmeye ve stk lara vakit ayırmaya v.s.,v.s., v.s.... hem de yıllardırrrr ama bu boşvermişlik hissi hepsinin önüne geçiyor ve siz tam bir miskine dönüşüyorsunuz ve onu mu yapsam bunu mu yapsam şunu mu yapsam derken hiçbirini yapmadan günleri tükettiğinizi farkediyorsunuz.Tükenen her günün eksilen bir takvim yaprağından fazlası olduğu muhakkak...o yüzden takvim yapraklarından giden gitti kalanlar bizimdir :))))




     Baktım olduğum yerden geriye dönmenin imkanı yok ne kadar dert edersem edeyim,bende erken kapıldığım şu sendrom halinden çıkayım bari dedim.Yeniden fotoğraf makinemi yanımda taşımaya başlayayım,yeniden hayaller kurayım (hatta olmayacağını sandıklarım için bile Türk filmi senaryoları yazayım kendimce:) ) , kimse sevmezse sevmesin ben yine mektuplar yazayım,kartlar atayım,başkalarının hayatına anlam katmaya çalışırken kendi hayatımı anlamlandırayım.Yeni insanlar tanımaktan korkmayayım yine ve onlarla hayatın bambaşka yüzlerini paylaşmaktan...
    Birlikte yaşamaya,birlikte öğrenmeye ve hayatı paylaşmaya tam gaz devam...
    Hayat çok güzel,yaşamayı bilirsen eğer...Hayaller herşeyimiz ama mucizelere hiç gerek yok.Çünkü her hayatın kendi içinde öyle çok güzelliği var ki...Rabbim dermansız dert vermesin,her sıkıntı aşılır ve her gecenin bir sabahı elbet ki vardır...

not:30 yaş la ilgili bir resim bulmak isterken internette,yine bir blogger arkadaşın sayfasında gördüm ve oradan kullandım.teşekkür ederim Turta Tadında :)takvim resmini ise bilgisayarıma daha önce yüklemişim ama sanırım onu da netten bulmuş olmalıyım :(

4 Haziran 2012 Pazartesi

Yoksa Pazartesi Sendromu mu ???

                    

    Hani olur ya bazen...Biliyorum hepiniz aynı dertten muzdarip oluyorsunuz zaman zaman.Ne yani olmuyor musunuz...Hadi ama,itiraf edelim birlikte.Elbette ki genellemeleri ne kadar sevmiyorsak (al işte bi tane daha :) ) genele uymayı bir o kadar seviyoruz.Hani p.tesiden keyif almayan bir ben olsam durum daha vahimde sanki başkalarıyla birlikte yaşamak bu durumu,keyifsizliği azaltıyor mu ne?Galiba hepimiz azıcık şizofreniz...Neyse bu konulara girmeyelim.Bu kadar itiraf bana bile fazla :)
     "Hani olur ya bazen" den başlarsak tekrar...Bazen anlamsız bir kasvet kaplarya insanı,hani mutsuz olmaktan, mutlu olunan sadist anlar vardır.Biri sıkılıyorum dese "bendeeeeeeee",biri hastayım dese "bendeeeeeee",biri yorgunum dese "bendeeeeeee" diye dahil olmak anlamsızlığı gibi...O an sana benzeyen birini bulmaktan mıdır ağzını yayman,yoksa "hastadan bile daha hasta yorgundan bile daha yorgun olabilirim ben" kadar liderlik yada kıskançlık yaşayabilmekten midir?Aslında hepimiz a acaipiz:)Hafta sonu çok yoğun ve yorucu geçtiğinde hak veriyorum kendime p.tesi sendromu denen keyifsizliğe düştüğüm zaman.Çünkü en azından bilimsel bir kanıt bulmuşcasına h.sonu dinlenemedim de o yüzden,çok yorgunum da o yüzden diyerek sinyaller gönderiyorum beynime.Nitekim istemem tabi ki güne özel bir sendroma düşmeyi,ben umarsızca gelen depresyonları daha çok seviyorum.Niye saçma sapan bir şekilde p.tesi sendrom yaşayıp salı günü lay lay lom olayım ki?delimiyim ki ben,delinin delisi miyim ???Yani bunca zırvalamadan sonra siz anlamadıysanız ben deyivereyim bugün anlamsız bir keyifsizlik ve halsizlik var üzerimde...Halbuki dün uzun zaman sonra yeşile doymuş,babamın çok sevdiği arakadaşının Çatalca daki bahçesinde,sessizlikte gazete okumayı ne kadar özlediğimi anlamış,meyve ağaçlarını hala tanıyamadığımı keşfetmiş ve bir hayli gülmüş,güldürmüştüm :)Bugün daha canlı hatta capcanlı olmayı umuyordum ki...O da ne...tam da 90 lara sarmışken Seden Gürel ritmleri ile "içimden hiçbişey gelmiyorrrrrr" modunda buluverdim kendimi...Temiz hava çarpmış diyenleriniz var biliyorum.(Ya hu terapi alsam kurtulurmuyum bu genelleme huyumdan?aman ya herkes yapıyor!!!ay bunu düşünmek  daha iyi de sanki.iş çığrından çıkmadan ben parantezden çıkıyorum : )Temiz hava çarptı belki bilmiyorum,belki de cumartesi çok çalışıp p.tesiye iş bırakmamak o kadar da iyi bir fikir değildi,belki de o sakinlik ve sessizlik bünyeyi çabucak terkletmek istemedi(ahanda zaten sendrom denen şey bu değilmiydi ? )Neyse yani yan yattı,çamura battı nitekim pek de keyifli bir gün olmadı.
     Bu keyifsizlik içinde birde çocukça bir hisse kapıldım.Neyi sakladım ki sizden bunu saklayayım.Facebook denen sanal alem yüzünden,küsenlere ayrılanlara pek bir gülerdim ama oluyormuş demekki birazcık hissi sarsıntılar.Çok sevdiğim ve çok eski bir arkadaşım ki ben çok da yakın olduğumuzu savunurdum,hala da savunuyorum nitekim son derece saf olduğumu söyleyenlere de katılıyorum :) Çok sevdiği arkadaşlarının resimlerinden kolaj yapmış.E gidişattan çözememiş olamazsınız,ben yokum tabi ki :)) İtiraf edemezsem adı kıskançlık kalır,itiraf ediyorum ki benim için gülünç bir anı olarak kalsın:) Üzülmedim hatta amiyane tabirle bozulmadım desem yalan olur.Sağlık olsun demeyi de ihmal etmiyorum.Ve ilerleyen günlerde deseteğe ihtiyacını olduğunu biliyorum.Kolajda kimler olursa olsun ben yine de yanında olacağım elimden geldiğince...Ama o anki duygularım facebook durum güncellemesinde şu şekilde yer aldı :   "bazen bazıları için değerli oldukları kadar değerli olmadığını hissedersin.işte o an;kader anı...önemsemeyi mi seçeceksin,önemsenmeyi mi?ben bir deli,benim için herkes değerli...birileri için bişeyler yapmak,birilerinin benim için çabalamasından daha çok mutlu ediyor ya beni.değer vermek tabu değil.birlikte yemiş,içmişliğim yaşanmışlığım varsa değer veririm ben.gocunmam...severim umarsızca sevilmek derdine düşmeden...aptallık yaftası hakettiğim oluyorsa da...işte şu an bundan sebep en çok kendimi sevdim :) "
özellikle buraya not düşmek istedim çünkü malum face "söz uçar"a uyuyor,bloglarımız sağolsunlar "yazı kalır" a...Garipsemeyin çünkü okul defterlerimin ön ve arka sayfaları bir anda aklıma veya dilime düşen kendimce dahiyane mısraların karalamaları ile doluydu:))ve hala elimde kalan bazı örnekleri görünce ne için niye düşünüldüğünü anımsayıp kendimi tartarım yol aldığımı görmek memnun eder beni ama elbette yerimde saydığım inat huylarımda yok değildir:)bu değildi elbette bahsetmek istediğim paylaşmak istedim sizinle içimdeki boşluğu...ve tam da bunları yazmaya niyetlenmiştim ki...Çok sevdiğim çok şirin bir blog arkadaşımın yazısı düştü mailime.Bilenler bilir Demet in annesi rahatsızdı,sağlık durumu parlak görünmese de en az onun kadar iyi niyet ve istekle hayırlı bir haber almayı umuyorduk ama maalesef anacığını kaybetmiş.İşte bu haberi alınca,sıkılmaya,bunalmaya,kendimi adı her neyse sendrom v.s. durumlara kaptırmaya utandım.Demet ve niceleri bugün bizim aklımıza bile getirmekten ürktüğümüz acıyı yaşıyor ve olmaz ama sindirmeye çalışıyorken yok canım sıkılıyor,yok içimden birşey gelmiyor demek hak mı bize...Değil bence...İyi bir haber umarken korkusuna ortak olmuştum çünkü gerçekten çok korkarım anneciğimi kaybetmekten sanmayın ki öyle şapur şupur birbirimizi öptüğümüzü,sıkı sıkı sarılıp kucaklaştığımızı falan hatta pek nadirdir bu hallerimiz.Bilenler bilir düşkünüzdür birbirimize.Her anne kızdan daha çok olduğunu iddia edemem çünkü bu ilişki öyle birşeydir ki kişilerin şahsına münhasırdır ama birçok ana kızdan daha arkadaş olduğumuzu biliyorum.Durumu abarttığımız anlarda olur zaman zaman.Hatta eşim en çok annenle tartışıyorsun hayatın hırsını hep ondan mı çıkarıyorsun der,takılır hafif kızarak bana...Olabilir çünkü bilirim ki nazım en çok ona geçer,isyanlarımın geçiciliğini de bilen odur,sesimin en çok kalbim kırıldığı zaman yükseldiğini de,öfkenin beni sadece incindiğimde etkisine aldığını da...iyi tanır ve anlarız birbirimizi...hatta bazen kapıştıktan sonra özür mözür faslına gerek duymaz üç beş dakika sonra hayatımıza kaldığı yerden aşkla ve mutlulukla devam ederiz.Kapışmaları da ciddi şeyler sanmayın ha.Bir yemek tarifi hatta bir kitap konusu yada gündemden herhangi bir mevzuu bahis olabilir.Konu her ne olursa olsun deşarj oluruz:)Annemle ve babamla özel bir aşk yaşadığımı bilirim,sarmaş dolaş kucaklamasını ve muck muck öpücüklere doyurmasını da isterdim belki ama o şahsına münhasır asaleti ruhunda ve bakışlarında yaşayan ve yaşatan hem fena otoriter(bu konudan birçok blog yazısı çıkabilir:) ) hem de can arkadaş olabilecek kadar yakın biridir.Bazen anne olduğunu unutturacak kadar dostumdur...Eğer bunlardan vazgeçip öpücükleri seçmem gerekseydi sanırım almayayım,kalsın diye kibarlık gösterirdim ama yanağından makas alıp acıtmaktan asla vazgeçmeyeceğim :)huysuz ve tatlı kadın çok seviyorum seni...birkaç gün önce ömrüne eklediğin yeni yaşına dilerim niceleri eklensin...


   Yazmanın bana iyi geldiğini tecrübe etmenin keyfiyle bu yazdıda bahsedeceğimi umduğum nice konuyu erteleyerek bu kadar yetmeli değil mi diyor ve size sevgilerimi gönderiyorum...

Pınarpare