17 Mayıs 2012 Perşembe

Çikolata Parası

 

bu yazıyı sanal alemde okuduğumu ve beğendiğim için kaydettiğimi hatırlıyorum ama malesef nerde bulduğumu,kimin vasıtası ile okuduğumu hatırlayamadım.netten bakınca birçok sayfada paylaşıldığını farkettim.o yüzden alıntı olduğunu belirtmekle birlikte net bir kaynak gösteremiyorum ,netten bulduğum resimlerle yazıyı biraz süsledim :) (ve uygun resim ararken up(yukarı bak) filmini anımsadım.izlemediyseniz muhakkak izleyin.hatta bu ayrı bir yazı konusu bile olabilir) ama sadece beylerin değil hanımların da dikkate alarak okuması gerektiğini düşünüyor ve sizlerle de paylaşıyorum.keyifli ve huzurlu günlere...aşk la...

sevgilerle
Pınarpare


Çikolata Parası
Bülent, avucunu açmış kendisine doğru elini uzatan adama ters ters baktı. Elli yaşlarında gösteren adam, görmeye alıştığı hırpani kıyafetli dilencilere benzemiyordu. Üzerindeki giysiler eski fakat temizdi. Eli yüzü temiz ve sağlıklı görünüyordu. "Sapa sağlam adam gidip çalışacağına dileniyor, belki benden daha zengindir" diye düşündü. Zaten canı çok sıkkındı, bir de sinirlenmişti. Alaycı bir ses tonuyla :

- Ekmek parası mı istiyorsun ? diye sordu.

- Hayır çikolata parası lazım!
 


Bülent'in kızgınlığı şaşkınlığa döndü. Espri yeteneği olan dilencinin hali de başka oluyor diye düşündü.

- Niye, siz ekmek bulamayınca çikolata mı yiyorsunuz?

- Hayır. Ekmek bulamadığımız günler genellikle bulgur pilavı yeriz, onu da bulamadıysak aç yatarız. Bülent adamın ciddi mi konuştuğunu yoksa dalga mı geçtiğini anlayamamıştı.

- Bu gün karnınız doydu üstüne tatlı mı istedi canınız?

- Fakirin canı mı olur ki, tatlı istesin beyim.

- Bu bir kamera şakası mı yoksa sen iş bulamamış stendapçı mısın?

- Hiçbiri değil. Sadece fakirim. Bugün karımın doğum günü, ona çikolata götürmek istiyorum.

- Doğum gününde yaş pasta alınır bildiğim kadarıyla.

- O bizim için değil zenginler için. Otuz yıllık evliliğimiz boyunca ona bir kez bile yaş pasta alamadım. Ama her doğum gününde mutlaka çikolata götürdüm. Çikolatayı çok sever.

Adamın söyledikleri Bülent'in dikkatini çekmişti. O akşam karısıyla kavga etmiş, kapıyı çarpıp kendini sokağa atmıştı. Arabasına da binmemiş sahile kadar yürümüştü. Denizi seyretmek de onu rahatlatmamıştı. Oysa eskiden denizi seyrederken çok rahatlardı. Dalgalar sıkıntısını alıp götürürdü.

Fakat karısının evde ağlıyor olduğunu bildiği için olsa gerek, hiçbir şey onu rahatlatmıyordu. Dilenciyle konuşurken biraz kafası dağılmıştı. "Acaba söyledikleri gerçek mi, yoksa uyduruyor mu" diye düşündü.

-Cebinde bir çikolata alacak para yok mu şimdi?

Bülent'in sorusu üzerine adam ceplerini boşalttı, bir kimlikten başka bir şey çıkmadı.

- Ben dilenci değilim. İşim yok. Günlük çalışırım, ne iş bulursam aradım, aksilik bu ya, hiçbir iş bulamadım. Bülent oturduğu bankı işaret ederek yer gösterdi.

- Oturun biraz dertleşelim bari, dedi. Adam çekingen çekingen oturdu yanına.

- Yok mu eşin dostun, borç alacak akraban?

- Fakirin akrabaları da fakir olur beyim. Bulurlarsa kendi karınlarını doyururlar.

- Dilenecek kadar çok mu seviyorsun karını ?

- Hem de çok seviyorum. Otuz yılımı aydınlattı o benim.

- Hımmmm. Aşk, hem de otuz yıl süren aşk. Hayret doğrusu! Aşkın ömrü en fazla üç yıl diyorlar oysa. Sen otuz yıldan bahsediyorsun.
 


- Evet. Geçen yıllar sevgimi azaltmadığı gibi artırdı.
 

- Söyle o zaman nedir evlilikte mutluluğun sırrı? Söylediklerine bakılırsa sen mutluluğun formülünü bulmuş gibisin.

- Ben ilkokulu bile bitirmedim. Öyle formül falan bilmem.

- Formül dediysem kimya formülü sormuyorum canım. Ben de altı yıllık evliyim. Sevdiğim kadınla evlendim, fakat mutlu değilim. Sürekli kavga ediyoruz. Daha iki saat önce kapıyı çarptım çıktım. Evimiz, arabamız, işimiz, gücümüz, her şeyimiz var, ama mutlu değiliz. Senin hiçbir şeyin yok, ama mutlusun. Para mı acaba bizi mutsuz eden?

- Hiçbir şeyim yok mu? Hayır benim her şeyim var. Benim karım her şeyim. Sevgilim, eşim, arkadaşım, hayat yoldaşım. Hayatımı paylaştığım insandan daha değerli ve daha önemli ne olabilir ki dünyada? Sizin ev, araba, iş diye her şey dediğiniz şeylerdir aslında hiçbir şey olan.

- Öyle deme, şu kadar varlığın içinde bile karım her şeyden şikayet ediyor. Bir de fakir olsam kim bilir ne olur?

- Altın tasın, kan kusana faydası yoktur beyim. Sen kadın ruhunu hiç anlamamışsın. Hiçbir kadın iyi bir evde oturduğu, her gün çeşit çeşit yiyecekler yediği için mutlu olmaz. Bir kadın, kocasının her şeyi olduğunu bildiğinde ancak mutlu olur.

- Sizin mutluluğunuzun sırrı bu mu ?

- Olabilir. Ben karıma değerli şeyler alamıyorum ama ona benim için ne kadar değerli olduğunu hissettiriyorum. O da çok mutlu oluyor.

- Bir kadına değerli olduğunu nasıl hissettirilir?

- Küçük kızı severek.

- Küçük kız mı? Hangi küçük kız ?

- Yaşı kaç olursa olsun her kadının içinde hiç büyümeyen bir küçük kız vardır. O kızı ne kadar çok sever, ne kadar çok mutlu edersen, o kadını da o kadar mutlu edersin.

- Nasıl yani ?

- Küçük kız neleri sever, nelerden hoşlanır bir düşünün. Küçük kızlar hep beğenilmek, ilgi görmek isterler. Güzel olduklarını duymaya bayılırlar. Kendilerine prensesmiş gibi davranılmasını beklerler. Küçük kızlar hep prenses olmayı hayal ederler. Sürprizlerden hoşlanırlar. Biraz şımartılmak isterler. Sevilmek ve sevildiklerini hep duymak isterler. İltifata doymaz küçük kızlar. Öyle değil mi?

- Haklısın. Benim dört yaşımda bir kızım var. Adı Aylin. Her akşam boynuma sarılır "babacığım beni ne kadar seviyorsun?"

diye sorar. Giysisini değiştirdiği zaman etrafımda "Baba güzel olmuş muyum?" diye sorar durur. Güzelsin demem de yetmez ona. " Harikasın prenses gibi olmuşsun" demeliyim. Dünyanın en güzel kızı demeliyim.

- İşte kadınlar bir ömür boyu bunu duymak isterler. Ben elli yaşındaki karıma böyle davranıyorum. Ömrümüz olur da seksen, doksan yıl da yaşarsak ben ona böyle davranmaya devam edeceğim. Ona "bebeğim" diye hitap ediyorum çok hoşuna gidiyor. "Bebeğim bana bir çay yapar mısın?" dediğimde çay yapmak için nasıl koşturduğunu görmelisiniz.

- Hiç kavga etmez misiniz siz?

- Kavga evliliğin tadı tuzu. Arada biz de tartışırız. Küsüp barışmanın tadı ayrıdır. Benim karım bir keçi kadar inatçıdır. Onunla barışmak için uğraşmak ayrı bir keyif verir bana.

- Benim eşim çok ciddi kadındır. Hiç küçük kız havası yok onda.

- Küçük kızlar büyüdükleri zaman artık sevgi, ilgi istemeye utanırlar. En ciddi yada en yaşlı kadının bile o küçük kız mutlaka vardır. Yeter ki sen o tatlı kızı sevindirmeyi, mutlu etmeyi bil. Ve o küçük kızı asla aldatma. Yoksa bir daha sana
güvenmez ve ne yaparsan yap hep kuşkuyla bakar. Küçük kızlar hem çabuk mutlu olurlar hem de çabuk kırılırlar. Çok narindir onlar. Hoyrat elleri sevmezler. Yumuşak dokunuşları severler.

- Bu tavsiyeni deneyeceğim. Fakat her zaman yapabilir miyim bilmiyorum. Bazen işlerim çok yoğun oluyor o zaman eve çok yorgun gidiyorum.

- Bu sadece bir bahane. O küçük kızı mutlu etmek dünyanın en kolay işi. Çoğu zaman birkaç tatlı söz yeterli olur. Sen o küçük kızı mutlu ettiğinde karşılığını fazlasıyla alırsın. Artık o seni rahat ettirmek için elinden gelen gayreti gösterir. Karısı mutlu olmayan erkek mutlu olamaz. Mutlu olmak isteyen erkek önce hayat arkadaşını mutlu etmelidir. Düşünsene somurtkan, mutsuz, sürekli söylenen biriyle yolculuğa çıksan ne kadar mutlu olabilirsin.

- Haklısın da bende bütün gün ailem için çalışıp yoruluyorum.

- Yine para, yine dış sebepler. Evet para önemli ve gerekli ama kadınlar para için erkekleri sevmezler. Para geçici mutluluklar verir. Kadınlar hediye almayı severler. Paran varsa hediye al tabi. Ama hediyeyle mutlu olmasını bekleme. Hediyenin yanına sevgini katmazsan hediyenin bir anlamı yoktur. Benim hiçbir zaman çok param olmadı. Günlük kazandım günlük yedik. Bazen aç kaldığımız günler oldu. Hiçbir zaman karımın kulaklarına altın küpe takamadım ama her zaman aşk sözleri fısıldadım. Hiçbir zaman boynuna pırlanta gerdanlık alamadım ama hep öpücüklerle sevdim boynunu. Hiçbir zaman ona ipek elbiseler giydiremedim ama kendi bedenimle ipek elbise gibi yumuşacık sardım bedenini ve mutlu ettim onu.

Adam ayağa kalktı.

- Bana müsaade, artık gitmeliyim, karım merak eder. Sen de git evine küçük kızın gönlünü al, belki o küçük kız şimdi evde ağlayıp duruyordur.

Bülent de ayağa kalktı. Kuvvetlice elini sıktı.

- Sizi tanıdığıma çok memnun oldum. Elini bıraktı koluna girdi. Yolun karşısındaki pastaneyi gösterdi.

- Hadi gel eşin için şuradan çikolatalı pasta alalım, dedi. Pastayı aldılar. Adam hayatında ilk defa karısına yaş pasta götürmenin mutluluğuyla, bin bir teşekkür ederek evinin yolunu tuttu. Bülent de pastanenin yanındaki manavdan karısının en sevdiği meyvelerden aldı.

Evine geldiğinde karısı şişmiş gözlerle mutfak masasında oturmuş su içiyordu. Bülent hiç konuşmadan meyveleri büyükçe bir tabağa koyup yıkadı, sonra eşinin önüne koydu.

- Bunlar dünyanın en şanslı meyveleri, dedi. İnci hiç konuşmadı.

- Sorsana "niye" diye. İnci kızgın kızgın:

- Niye? Diye sordu.

- Çünkü dünyanın en güzel ve en tatlı kadının midesine gidecek, dedi gayet ciddi bir ses tonuyla. İnci şaşırmıştı. Bir anda yüzünün ifadesi yumuşamıştı.

- Bunlar senin sevdiğin meyveler, senin için aldım.

- Hayret bir şey! Her zaman kendi sevdiğin meyveleri alırdın.

Benim hangi meyveleri sevdiğimi iyi hatırlamışsın. Aslında bu beklediğim istediğim bir şeydi. "bak senin sevdiğin meyveleri aldım" Ama şimdi kıymeti yok. Çünkü sana çok kırgınım, meyve alarak gönlümü alamazsın.

- Özür dilerim seni kırdığım için. Sonra Bülent yere diz çöktü.

- Cezam neyse razıyım. Ama bir tek şey istiyorum senden. Seni delice seven bu adamı senden mahrum etme.

Bülent yere çömelmiş, boynu bükük bir vaziyette çok komik görünüyordu. İnci kıkır kıkır gülmeye başladı.
 


- Affetmek o kadar kolay değil. Bakalım hangi cezalara katlanabileceksin, dedi. Bülent işte o zaman ona muzip muzip bakan eşinin içinde sakladığı küçük kızı gördü.

Bundan sonra her şey daha farklı olacaktı...

26 yorum:

  1. :)) güzel bir hikaye...
    gülümseteninden, teşekkür ederiz...
    sevgilerle

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şebnemim gülmek sana yakışıyor :))

      Sil
  2. Umuyorum bütün erkekler Bülent gibi ders çıkarabilir:)))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Manolyam,Allahtan umut kesilmezmiş:))hayattaki en büyük şansım eşim sanırım ama dilerim tüm yuvalar huzurla dolsun...

      Sil
  3. Yukarı Bak'a bayılmıştım. Bir animasyon olduğunu bile unutmuştum izlerken.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Lale ablam,ilk fırsatta seninle bir sahaf gezisini kafaya koymuştum:)o zaman B planı sinema:)

      Sil
  4. Bu kız benim :)) öperim seni ne çok öptük bugün bir birimizi haklısın 2 haziran anneye sevgiler ;)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. sen,ben,biz,hepimiz :P
      sevgiler bizden sana.öperim :PPP

      Sil
  5. Daha önce ben de face de okumuştum bunu çok hoş.Allah evlerimizden huzuru eksik etmesin inşallah..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aylinim özledim seni.ilk fırsatta şöyyyle uzunca sohbet edelim e mi?her daim huzur,yuvaya en yakışan şey:)amin dostum,amin...

      Sil
  6. Bende daha önce böyle güzel bir blogu görmediğim için üzgünüm:( bundan sonra sıkı takipçinim:)sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. e o zaman ne diyelim,şükür kavuşturana :))sevgiler...

      Sil
  7. merhaba canısüper bir yazı hemen eşime okuttum yani :) zevkle takipçinim canım sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ben de çok sevdim.bu arada eşinin yorumunu da merak ettim:))

      Sil
  8. Tekrar tekrar okumaktan hiç sıkılmadığım bir hikayedir bu... Keşke okumakla kalmasa bazı erkekler :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. erkeklerin değişmez özelliği nedir ablam...işine gelmeyeni duymamak,görmemek,anlamamak :)) değil mi?

      Sil
  9. Sevgili Pınarparem :) çok güzel bir hikaye paylaşmışsın... İnternette daha önceden görmedim, okumadım. "Yukarı Bak" filmi en çok sevdiğim filmler arasına girer, bence onun fotograflarını kullanman hikayene fazlasıyla uymuş. Güzel yazılarını, güzel yorumlarını okumaktan zevk alıyorum. Sevgilerle, kocaman gülümsemelerle selamlıyorum seni :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. gülümsemesini sevdiğim:)beğeneceğini tahmin etmiştim :)

      Sil
  10. Bayildimmmm....
    :))
    Bende bir küçük kız olmak istiyorummmm..
    :))
    Sevgiler canım..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ayşegülcüm sen zaten öylesin kanımca :)))

      Sil
    2. Kanaatinde yanilmiyorsun pinarparem:)
      Beni yeterince simartan bir ese sahibim elhamdulillah..
      Rabbim herkese huzur dolu yuvalar kurdursun.
      Opuyorumm canım..
      Sevgiler....

      Sil
  11. pınarcım canım adaşım hıkaya çok guzeldıöpuyorum senı tatlım

    YanıtlaSil
  12. ayy cok guzel bır yazı en yakıun fırsatta esıme okutucagım..
    ınanırmısın gulerek agladım cok guzel paylastıgın ıcın tesekkurler..ınsallah bır faydası olur beylere :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. gülerek ağlamak nasılda güzel bir tanım...inşallah canım :))

      Sil
    2. yok herhalde benımkıne fayda vermedı darısı dıger bayanlara:))

      Sil

"bâki kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş..."